Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Birtakım engeller sebebiyle, Sevgi Gülü'nün yeni sayılarını çıkarma işine dört hafta ara vermek durumunda kaldık. Bu aksamadan dolayı bizi takip eden tüm kardeşlerimizden özür diliyor, bizi mazur görmelerini rica ediyoruz. Temennimiz bundan sonra bu tür aksamaların olmaması ve "Sevgi Gülü" sayılarının aksamadan her hafta düzenli bir şekilde yayınlanmasıdır. İnşallah, aksama olmaması için de elimizden geleni yapmaya çalışacağız. Yüce Allah'tan bizleri bu konuda muvaffak kılmasını ve bu çalışmamızı aksatmadan sürdürmemiz için bize yardımcı olmasını diliyoruz.

Onuncu sayımızda yayınlanan sohbet bölümünün sonunda: " Önümüzdeki sayıdan itibaren Allah izin verirse: "Neden İslam?" sorusunu soracak ve bu soruya cevap arayacağız" demiştik. Buyurun bu sayıdan itibaren bu soru üzerinde düşünelim ve cevap bulmaya çalışalım.

Öncelikle şunu ifade edelim ki biz İslam'ı atalardan, dedelerden devraldığımız için seçmeyiz. Çünkü bir inanç sistemini atalardan, dedelerden devralmak, onların düşünce ve anlayışlarını aynen sürdürmek insanı bağlı bulunduğu inanç konusunda haklı çıkarmaya yetecek bir gerekçe olsaydı, atasının inancına bağlı kalan herkes haklı ve isabetli olurdu. Biz İslam'ı birtakım çıkar hesapları için de benimsemedik. Biz İslam'ı kurtuluş yolu ve en doğru yol olarak görüyor, ondan dolayı benimsiyoruz. Dolayısıyla başkalarının yaptığı gibi körü körüne bir bağlılık içinde değiliz, haklı olduğumuzu belgeleyen önemli ve güçlü gerekçelerimiz olduğundan dolayı bu inancı benimsiyoruz.

"Neden İslam?" sorusunu ben daha ortaokula devam ederken kendime sormuştum. Çünkü yeryüzünde bir sürü din ve inanç sistemi var. Bunların her birinin mensupları kendilerinin haklı olduklarını iddia ederler. Birçokları iddia etmekle kalmaz aynı zamanda samimiyetle inanırlar. Ama bu inanç sistemlerinin ayrıldığı pek çok nokta bulunuyor. Hatta birçok konuda birbirine tamamen ters şeyler ortaya koyuyorlar. Biz belli bir inanç sistemini benimsediğimizde ona ters düşenleri reddetmiş oluyoruz. Fakat bu tercihimizde haklı ve isabetli olmamız gerekir. Aksi takdirde yanılırız. Bu konudaki yanılgı ise basit bir konudaki yanılgıya benzemez. Bu yüzden yanılgı içine düşmemek, en doğru olanı bulup çıkarmak ve onu kabul etmek zorundayız. Keyfimize, zevkimize ve arzumuza göre hareket edemeyiz. Zevklerimiz bizi yanıltabilir ama, iyi kullanır, zevklerin zorlamalarını bir yana itersek aklımız bizi doğruya ulaştırır. Yüce Allah da insana akıl verdiği için aynı zamanda onu inanç konusunda doğruyu bulmakla yükümlü kılmıştır.

Ortaokula giderken insanların bin bir türlü inanç ve düşünce anarşisiyle karşı karşıya olduklarını görünce ister istemez: "Peki insanın doğruyu bulma konusunda ne gibi kriterleri olmalıdır?" sorusunu kendime sordum ve temel inanç değerlerinin seçiminde bana yardımcı olacak üç kriter tespit ettim. Bu üç kriterden inşallah önümüzdeki sayıdan itibaren söz etmeye başlayacağım.

Dinimizi Öğrenelim

Allah'a İnanmanın Dünyadaki Faydaları

undan önceki dersimizde Allah'a inanmanın dünyadaki bazı faydalarından söz etmiştik. Bu dersimizde de bu konuya devam ediyoruz. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi Allah'a inanmamız, her şeyden önce ne dünyadaki ne de ahiretteki faydaları sebebiyledir. Allah'a inanmamız, Allah'ın varlığının inkârı mümkün olmayan bir gerçek olması sebebiyledir. Ayrıca bizim Allah'a inanmamız birtakım beklentiler ve karşılıklar için olan inanç değil bir teslimiyettir. Biz etrafımızdaki yaratıklara bakıyor, yaratılmışlar alemindeki mükemmel yapıyı görüyor ve o yapıda yaratıcının varlığına, gücüne, iradesine, ilmine işaret eden gerçekleri görüyoruz. Bu gerçeklerin işaret ettiği yaratıcı Yüce Allah'tır. Biz ise O'na kulluk göreviyle yaratılmış insanlarız. Dolayısıyla görevimiz O'na pazarlıksız ve şartsız bir şekilde teslim olmaktır. Bunu bir karşılık için yapmayız. Ama Yüce Allah'ın, kendi rahmetiyle ve lütfuyla bize mükafat vereceğine, bu inancımızdan dolayı bizlere güzel karşılıklar vereceğine inanırız. Çünkü bu Yüce Allah'ın peygamberleri vasıtasıyla kullarına bildirdiği bir vaadidir. İşte bu vaadinden dolayı o mükafatları beklemekteyiz. Yoksa "mükafat verirse inanırız, vermezse inanmayız" şeklinde bir pazarlık hakkımız olduğu iddiasında değiliz.

Yüce Allah, kendisine ihlasla ve samimiyetle inanan kullarına ahiret için birtakım mükafatlar vaadettiği gibi dünyada da bazı lütuflarda bulunmaktadır. İşte bu lütuflar bir bakıma Allah inancının kendiliğinden ortaya çıkan sonuçlarıdır. Bunların bazılarından bir önceki sayımızda özetle söz etmiştik.

Allah inancının dünyadaki bir faydası da insanın kendini bir güven içinde hissetmesidir. Çağımızda insanların karşı karşıya olduğu en önemli sıkıntılardan biri de inanç boşluğudur. İnanç boşluğunun çeşitli psikolojik ve ruhsal hastalıklara yol açtığı bilinmektedir. Bu hastalıklar yüzünden bazıları akli dengesizliğe düşmekte, bazıları intihar etmektedirler. Ama Allah inancı insanı inanç boşluğundan kurtardığı gibi aynı zamanda insana bir sabır ve tahammül gücü verir. Allah inancından yoksun bir kimse bir haksızlığa uğradığı zaman eğer hakkını alamazsa artık onu hiçbir zaman alamayacağını düşünür ve bu yüzden içten içe kendini yıpratır. Ama Allah'a ve ahirete inanan kimse hiçbir haksızlığın cezasız kalmayacağını bildiği için çok fazla sıkıntı etmez. Başına gelenlere sabreder ve sabrının karşılığını da Allah'tan bekler. Allah ve ahiret inancından yoksun bir kimse yaptığı iyiliğinin mutlaka bu dünyada karşılığını görmek ister. Eğer göremezse bir daha benzer bir iyilik yapmak istemez. Ama Allah ve ahiret inancına sahip olan bir kimse iyiliği Allah rızası için yapar ve karşılığını da Allah'tan bekler. Bu yüzden çoğu zaman iyiliklerinin başkaları tarafından duyulmasını bile arzu etmez. Dünyada karşılık göremese bile o iyilik yapmaya devam eder.

Allah inancının dünyadaki yararlarının hepsi bu kadar değil tabii ki. Ama biz bu konuda daha fazla sözü uzatmak istemiyoruz. İnşallah önümüzdeki sayıdan itibaren "meleklere iman" konusuna geçecek ve melekler hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Bir Peygamber Kıssası

Hasedin Zararları

undan önceki derslerimizde Hz. Adem (a.s.)'in iki oğlu arasında geçen olayı sizlere aktarmış ve bu olaydan çıkarılması gereken dersler üzerinde durmaya başlamıştık. Bu sayımızda da hased konusu üzerinde durmak istiyoruz. Çünkü söz konusu cinayetin işlenmesine yönelten en önemli etken haseddi.

Hased, Türkçe'de kıskançlık olarak adlandırılır. Yani bir kimsenin başkasında olan bir üstünlüğü kabullenememesi, bu yüzden de o üstünlük sahibine içinden düşmanlık ve kin beslemesidir. Hased sahibi kimse kendisinde olmayan bir üstünlüğün başkasında özellikle de sürekli ilişki içinde olduğu yakın çevresindeki insanlardan birinde bulunmasını asla kabullenmek istemez. Böyle bir şeyi gördüğü zaman o üstünlük sahibine içten düşmanlık ve kin besler. Sürekli şekilde o üstünlüğün ondan gitmesini ister. O üstünlüğün ondan gitmesi için çeşitli tuzaklar kurma yoluna gider. Bunu başaramazsa üstünlük sahibi kimseyi tümüyle ortadan kaldırmak için uğraşır. Bunların hiçbirini başaramazsa bu kez kendi kendini yer. İçinde sürekli sıkıntı ve rahatsızlık hisseder.

Hz. Adem (a.s.)'in iki oğlu arasındaki ihtilafın temel sebebi hased olduğuna göre bu hastalığın tarihi bayağı eski demektir. Hatta hased hastalığının tarihi Hz. Adem (a.s.)'in iki oğluna kadar değil şeytanın, Adem (a.s.)'i kıskandığından dolayı ona secde etmemesi ve bu yüzden Allah'a asi olarak kendi istikbalini karartması olayına kadar uzanmaktır. Görüldüğü gibi bu iki olayın birinde şeytanın doğrudan Allah'a isyan etmek suretiyle istikbalini karartması, diğerinde ise insanlık tarihinin ilk cinayeti gibi önemli bir suçun işlenmesi söz konusu olmuştur. Buradan da hased hastalığının ne kadar tehlikeli, ne kadar fena bir hastalık olduğunu anlamamız mümkündür. Hased hastalığı insanlık tarihinde birçok büyük felakete, insanlar arasında vuku bulan çeşitli çatışmalara, kavgalara imza atmıştır. Bu yüzden hased hastalığından şiddetle sakınmak, varsa bu hastalığı yenmenin yollarını araştırmak gerekir. Çünkü hased hastalığı insanı dünyada sıkıntılara soktuğu gibi ahiret açısından da günah defterinin kabarmasına sebep olmaktadır. Çünkü hased hastalığı müzmin yani kesintisiz bir şekilde sürüp giden bu yüzden de günah defterine sürekli bir şeyler yazan hastalıktır.

Resulullah (s.a.s.)'ın hasedin tehlikesi ve bu hastalıktan sakınmanın önemi hakkında birçok hadisi şerifi bulunmaktadır. Ancak biz bu hadisleri tekrar ederek sözü uzatmak istemiyoruz. Kardeşlerimizden arzu edenler hadis kaynaklarına ve İslam'ın ahlak kitaplarına bakarak bu konuyla ilgili hadisi şerifleri inceleyebilirler.

Bu arada şunu da hatırlatalım ki, bir kimsenin başkasında olan üstünlüğün veya nimetin kendisinde olmasını arzulaması hased değildir. Buna gıpta denmektedir ve herhangi bir sakıncası yoktur. Bunu da yine Resulullah (s.a.s.)'ın hadislerinden öğreniyoruz. Hased başkalarındaki üstünlüğün veya nimetin onlardan gitmesini arzulamak ve bu üstünlüklerden ya da nimetlerden dolayı onlara içten kin beslemektir.

Böylece Hz. Adem (a.s.) ve onunla bağlantılı kıssaları bitirmiş olduk. Bundan sonraki sayıda inşallah

Hz. Şit (a.s.)'in kıssası üzerinde duracağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Ben Çekilirim

ünya malına pek önem vermeyen muhterem bir zat, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğiyle böbürlenen bir adamla karşı karşıya gelir. İkisinden biri kenara çekilmeyince yoldan geçmek mümkün değildir.
Kendini beğenmiş adam karşısındaki fakir kılıklı zatı küçümseyerek:
-Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem, der.
Muhterem zat gayet sakince şu cevabı verir:
-Ben çekilirim.

Sayısı Tutmadı

Temel Dursun'a sormuş:
-Ula Temel sen oruçlu oruçlu kaç tane hamsi yersun? Dursun:
-Valla 100 tane yerim heralde. Temel:
-Olur mi, ilk hamsiyi yediğunda oruç bozulur, diğer 99 sayilmaz.
Dursun bu hadiseyi kafaya takıyor. Ve o da yolda giderken gördüğü İdris'e soruyor:
-Ula İdris sen oruçlu iken kaç hamsi yersur? İdris
-Valla 50 tane yerum. Dursun:
-Ula 100 deseydim sana birşey anlatacaktum.

Canımı Yaktı

Haylaz Hasan ağlayarak annesinin yanına geldi.
-Neden ağlıyorsun yavrum ne oldu?
-Ali'nin yüzünden elim acıdı.
-Ah benim uslu akıllı oğlum, o yaramaz Ali ne yaptı sana?
-Ali'ye yumruk attım o kenara çekilince elim duvara çarptı.

Hafif Ceza

Savcı Temel'e sorar:
-Adamı sen mi öldürdün?
-Hayir.
-Yalan söylemenin cezasını biliyor musun?
-Cinayet işlemenin cezasından hafiftir nasilsa.

Suçunuz Ne?

Avukat sanığa sorar:
-Sizin savunmanızı üzerime alırım ama vekalet ücretimi ödeyecek kadar paranız var mı?
-Hayır, ancak 2000 model Mercedes'im var.
-Mükemmel, peki sizin suçunuz neydi?
-2000 model bir Mercedes çalmak.

Neresi Akmıyor ki?

Kaymakamlık binasının aktığı ve tamir gerektiği bildirilince merkezden karşı yazı gelmiş:
"Nerelerin aktığını tek tek bildiriniz."
Şakacılığıyla ünlü Kaymakam Nurullah Bey cevap vermiş:
-Musluklardan başka her yer akıyor.

İnsan Kılçığı

Öğretmen insan vücudunun iskeletini gösteren bir resmi tahtaya asarak sormuş:
-Bunun ne olduğunu bilen var mı bakalım?
Küçük Temel hemen atılmış:
-İnsan kilçuğu öğretmenim.

Bilmeceler

  • Bir yılan bir fareyi bir hamlede yutunca fare ne demiş.
    (Uzun ince bir yoldayım)
  • İnek kuyruğunu ne zaman sallar.
    (Canı istediği zaman)
  • Matematik kitabı, Türkçe kitabına ne demiş?
    (Ya sorma büyük problemlerim var)
  • Hiç borcu olmayan ilçemiz hangisidir.
    (Ödemiş)
  • Kızıldeniz'e beyaz bir mendil düşerse ne olur?
    (Islanır)
  • Kimler dişlerini fırçalarken ıslık çalabilir?
    (Takma dişi olanlar)
  • Hangi boğazdan geçilmez?
    (İnsan boğazından)
  • Doğrulardan Seçmeler

    İbret Alan Padişah

    ir zamanlar zulmüyle her yeri kasıp kavuran, insanlara eziyet eden bir padişah varmış. Padişah adeta halkına zulmetmekten zevk alıyormuş. Bu yüzden onun zulmünden canı yanmayan tek bir kimse kalmamış neredeyse. Zavallı halk kendilerini ondan kurtarması için gece gündüz Allah'a dua ediyorlarmış. Fakat padişah gün geçtikçe zulmünü artırıyor, yeni yeni zalimlikler keşfediyormuş. O kadar ki zalimliğindeki ünü kendi ülkesinin sınırlarını çoktan aşmış.
    Bu zalim padişah bir gün ava çıkmış. Avdan dönüşünde ise memleketin dört bir yanına tellallar göndererek halka şöyle seslenmelerini buyurmuş:
    -Ey insanlar! Bugüne kadar zalim bir hükümdardım. Ancak bundan sonra adil bir hükümdar olup, bugüne kadar zalimliklerimle yıktığım ülkeyi inşaallah adaletimle mamur edeceğim.
    İnsanlar duyduklarına inanamıyorlarmış. Hepsi şaşkınlık ve ümit içinde ne diyeceklerini şaşırmışlar. Kısa bir zaman sonra ise duyduklarına inanmaya başlamışlar. Çünkü daha önce zalimliğiyle dört bir yana ün salmış olan padişahları gitmiş, onun yerine adil bir hükümdar gelmiş sanki. Padişah artık o kadar adaletli davranıyormuş ki kısa zamanda daha önce zalimlikleriyle kan ağlattığı insanların yaralarını sarmış. Artık insanlar neredeyse sevinçten gözyaşı döküyorlarmış.
    Günün birinde padişahın yakınında bulunanlardan biri bu hayret edilecek değişikliğin sebebini padişaha sormaya cesaret edebilmiş ve padişahtan da şu cevabı almış:
    -Ava giderken bir av köpeği gördüm. Bu köpek bir tilkiyi takip ediyordu. Tilkinin ayağına saldırıp ısırınca zavallı hayvan kendisini can acısıyla bir mağaraya atarak kurtulabildi. Biraz sonra ise o köpeği bir at teperek bacağının yaralanmasına sebep oldu. Ancak atın da yaptığı yanına kalmadı. Onun da bacağı bir deliğe girerek kırıldı. Bütün bu olup bitenleri kendi gözlerimle gördüm ve anladım ki herkesin yaptığı eninde sonunda dönüp kendi başına gelecektir. Hemen şimdi gelmese bile bir gün mutlaka yaptığının karşılığını bulacaktır. Bu hadiseden ibret alarak ben de kendimi düzeltmeye mecbur kaldım.

    Kelile ve Dimne

    Evet arkadaşlar bu hikayede de göndüğümüz gibi herkes mutlaka yaptığının karşılığını bir şekilde alıyor. Onun içindir ki bizler de insanlara ve hatta hayvanlara karşı olan davranışlarımızda çok dikkatli olmalı ve hak ve adaletten asla ayrılmamalıyız. Yoksa eninde sonunda onun sonucuna katlanmak zorunda kalırız. Bu dünyada bunun cezasını çekmesek bile mutlaka ahirette bunun hesabını vermek zorunda kalırız.

    Güzel Sözler

  • Müslüman İslam'ı öyle yaşa ki seni öldürmeye gelen sende dirilsin. (Sezai Karakoç)
  • Kaybetmeyi, ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısını bir an, ötekinin vicdan azabı ömür boyu sürer. (Xentius)
  • Bilirken susmak, bilmezken konuşmak kadar çirkindir (Hz. Ali)
  • Bir söz, sözünü bilen kişinin yüzünü ak eder (Yunus Emre)
  • Kitapları seviyorsanız hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir. (J. Clarette)
  • Dünya kalbe yerleşince, ahiret kalpten göçüp gider. (Darani)
  • Çalıştığın işi yenmeden bir adım bile gerileme. Bil ki yılgınlık maskeli tembelliktir. (Ali Fuat Başgil)
  • İki şeyi unutma: Allah'ı ve ölümü. (Lokman Hekim)
  • Terbiyenin sırrı çocuğa saygı ile başlar. (Emerson)
  • Cinayete ses çıkarmayan, caninin suç ortağıdır. (Cemil Meriç)