Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Bundan önceki sayıda yer alan sohbetimizde yaratılış gerçeğinin önümüze koyduğu önemli gerçeklerden yaratıcının birliği hususuna dikkat çekmiştik. Geçen hafta da işaret ettiğimiz üzere insan aklının zorunlu olarak ulaştığı bu gerçek İslam inanç ilkelerinden biridir. Bu ilke "Allah'ın birliği (vahdaniyet)" olarak ifade edilmektedir ki bunun açıklamasını "Dersler" bölümünde yaptık.

Söylediğimiz üzere yaratılış gerçeğinden çıkarmamız gereken daha başka gerçekler de bulunmaktadır. Bunlardan biri de yaratıcının gücüyle ilgilidir. Kainatı incelediğimizde ne kadar büyük bir alem olduğunu görürüz. Kaldı ki insanların keşfettiği kısmın kainatın ne kadarlık kısmını oluşturduğu konusunda da bir bilgimiz yok. Çok gelişmiş teleskoplarla görülen, dünyadan milyonlarca ışık yılı ötede uzay varlıklarının olduğu tespit edilmiş durumda. Ama onların ötesinde daha nelerin olduğunu bilemiyoruz, çünkü ötesi keşfedilememiş. Keşfedilen kısım ise insanın kafasını karıştıracak kadar geniş ve büyük bir alem. Bu geniş ve büyük alemin en küçük parçaları olarak bilinen atomun elektronlarına varıncaya kadar bütün parçaları arasında da son derece mükemmel ve büyük bir uyum var. Bu kadar geniş bir alemin, bu derece mükemmel bir uyumla yaratılmış olması yaratıcının sınırsız bir güce sahip olmasını gerektirmez mi?

Bundan önceki sohbetimizde üzerinde durduğumuz yaratıcının birliği gerçeği de yaratıcının sınırsız güce sahip olduğu gerçeğini desteklemektedir. Dediğimiz gibi eğer birden fazla yaratıcı olsaydı varlıklar aleminde bu düzenin, bu uyumun sağlanması söz konusu olamazdı. Bu gerçek Kur'an-ı Kerim'de şu şekilde vurgulanır: "O'nunla birlikte bir ilâh yoktur. O takdirde her ilâh yarattığını götürürdü ve muhakkak bazısı bazısına üstün gelirdi. Allah onların nitelediklerinden münezzehtir." (Mü'minun suresi, ayet: 91) Bu kadar mükemmel ve bu derece büyük bir kainatın tek bir yaratıcısı olduğuna göre o yaratıcının sınırsız bir güce sahip olması da zorunludur. Bu da insan aklının zorunlu olarak ulaştığı, kabullenmesi gerektiği bir gerçektir.

İlkel inanışlarda ise Tanrı veya tanrılar çeşitli efsanelerdeki kavgalara karıştırılmakta ve bazen yendiklerinden, bazen yenildiklerinden söz edilmektedir. Oysa bazen yenen, bazen yenilen bir tanrının bu akıl almaz kainatı yaratması söz konusu olamaz. Bu tür inanışlar insanların kendi keyiflerine ve arzularına göre şekillendirdikleri inanış biçimleridir. Herhangi bir delile, dayanağa dayanmamaktadır. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de bu hususa da işaret eder: "O'nun dışında taptıklarınız, Allah'ın haklarında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı adlardan başka şeyler değildir." (Yusuf suresi, ayet: 40) Yani insanların Allah'ın dışında edindikleri tanrılar gerçekte herhangi bir varlıkları olmayan isimlerden ibarettir. Bu isimlerin varlık olarak bir karşılığı yoktur.

Yaratıcının gücünün sınırsızlığı gerçeği İslam'ın inanç sisteminde Allah'ın sıfatları arasında yer almaktadır ki bu sıfatların açıklamasını "Dersler" bölümünde yaptık. Görüldüğü gibi yaratılış gerçeğinin bizi ulaştırdığı gerçekler İslam'ın inanç ilkelerini doğrulamaktadır.

Yaratılış gerçeğinden çıkarabileceğimiz daha başka gerçeklere inşallah bundan sonraki sohbetlerimizde devam edeceğiz.

Dinimizi Öğrenelim

Allah'ın Subuti Sıfatları

undan önceki sayımızda Allah'ın subuti sıfatlarının ilk dördünün açıklamasını yapmıştık. Bu sayımızda da diğer dördünün açıklamasını yapmaya çalışacağız.

İrade

Allah'ın irade sıfatıyla kastedilen O'nun engelsiz bir şekilde istediğini yapabilmesidir. Allah'ın bir şeyi dilemesi, irade etmesi konusunda herhangi bir engel söz konusu değildir. Olmasını istediği her şey istediği an olur. Hiçbir varlık O'nun istediğini gerçekleştirmesine engel olamaz. Yaratıklarının ortaya çıkması, şekillenmesi de O'nun iradesiyle gerçekleşmiştir.

Yüce Allah'ın iradesinin önünde herhangi bir engelin olmadığı, O'nun bir şeyin olmasını istemesinin o şeyin olması için yeterli olduğunu Kur'an-ı Kerim bize bildirmektedir. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Bir şeyi istediğinde O'nun emri sadece ona: "Ol" demesidir. O da hemen oluverir." (Yasin suresi, ayet: 82)

Allah'ın iradesinin önünde herhangi bir engelin olmadığı konusunda da bir ayeti kerimede şöyle buyurulur: "De ki: "Allah eğer size bir zarar dilerse veya bir yarar dilerse O'na karşı sizin için kim ne yapabilir?" (Fetih suresi, ayet: 11) Yine bir ayeti kerimede şöyle buyurulur: "Allah bir topluluğa kötülük (azap) dileyince de artık onu geri çevirmeye yol yoktur. Onların O'ndan başka velileri de yoktur." (Ra'd suresi, ayet: 11)

Kudret

Kudret sıfatıyla kastedilen Allah'ın her şeye güç yetirebilmesidir. Allah'ın gücü sınırsızdır. İnsanın kafasının alması mümkün olmayacak şekilde geniş ve büyük bir alemi, mükemmel bir uyum ve düzen içinde yaratmış olması da O'nun gücünün sınırsız olduğunu gözler önüne sermektedir. Allah'ın gücü ve kudretinin sınırsızlığı konusunda "Sohbet" bölümümüzde de ayrıntılı bilgiler vermeye çalıştık.

Allah'ın gücünün sınırsızlığı konusunda Kur'an-ı Kerim'de birçok ayeti kerime bulunmaktadır. Biz bunlardan sadece üç tanesini vereceğiz:

"Allah'ın her şeye gücü yeter." (Bakara suresi, ayet: 20)

"Görmediler mi ki gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini de yaratmaya güç yetirebilir?" (İsra suresi, ayet: 99)

"Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir." (Nur suresi, ayet: 45)

Kelam

Kelam, konuşma anlamına gelir. Allah'ın konuşması insanların konuşması gibi seslerle ve kelimelerle değildir. Onun kelamı kendi zatına mahsustur.

Yüce Allah'ın peygamberlere hitap etmesi yani O'nun kelamı hakkında Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde bilgi bulunmaktadır. Bunlardan birinde şöyle buyurulur: "İşte biz bu peygamberlerin bazılarını bazılarına üstün kıldık. Onların içinde Allah'ın kendileriyle konuştukları vardır." (Bakara suresi, ayet: 253) Yine bir ayeti kerimede şöyle buyurulur: "Allah Musa ile de doğrudan konuştu." (Nisa suresi, ayet: 164) Allah'ın peygamberlere hitap etmesi, onlarla konuşması hakkında daha başka ayetler de bulunmaktadır. Ancak dediğimiz gibi onun konuşması zatına mahsustur, insanların konuşması gibi değildir.

Tekvin

Tekvin, yaratma, yoktan var etme anlamındadır. Bütün kainatın yaratıcısı Allah'tır. Allah dilediği her şeyi dilediği zamanda ve dilediği şekilde yaratabilir. O'nun bir şeyi yaratması için önceden bir örneğinin, benzerinin olmasına ihtiyaç yoktur. Her şeyi benzersiz bir şekilde yaratan Allah, insanların ölümünden sonra onları yeniden diriltmeye yani yeniden yaratmaya da güç yetirebilir. Allah'ın buna gücü vardır ve bu konuda herhangi bir şüpheye yer yoktur.

Böylece Allah'ın zati ve subuti sıfatlarının kısa kısa açıklamalarını yapmış olduk. İnşallah önümüzdeki hafta Allah'a imanın gereği, önemi ve faydası üzerinde durmaya çalışacağız.

Bir Peygamber Kıssası

İnsan Neslinin Türemesi ve Adem (a.s.)'in İki Oğlu

undan önceki sayılarımızda Hz. Adem (a.s.)'in kıssasını değişik boyutlarıyla anlatmaya çalıştık ve bu konuda özellikle Kur'an-ı Kerim'de yer alan bilgilerden yararlandık. Hz. Adem (a.s.) ilk peygamber olduğu gibi aynı zamanda ilk insandı. Allah onu bir benzeri olmaksızın, kendi ilahi iradesiyle yarattı. Sonra ondan eşini yarattı. O ikisinden de insan nesli türedi ve dünyanın değişik yörelerine yayıldı. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: "Ey insanlar! Sizi bir tek candan yaratan, o candan kendi eşini yaratan ve bu ikisinden çok sayıda erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının." (Nisa suresi, ayet: 1)

İlk insan neslinin türemesi hakkında da Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır: "O sizi tek bir candan yarattı; ondan kendisiyle huzur bulması için eşini var etti. Eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklendi ve onu gezdirdi. Yükü, ağırlaşınca Rabbleri Allah'a: "Eğer bize sağlıklı (bir çocuk) verirsen sana şükredenlerden olacağız" diye dua ettiler." (A'raf suresi, ayet: 189)

Bu ayetten anladığımıza göre Yüce Allah, Hz. Adem (a.s.)'i ve eşini yarattıktan sonra artık insan neslinin türemesini ve yayılmasını belli bir sisteme soktu. Biz buna sünnet-i ilahiye diyoruz. Yani yaratan yine Yüce Allah'tır. Ancak, Allah belli bir sistem ve nizam koymuştur, yaratılanların varlıklarını sürdürmeleri, canlıların yayılıp çoğalmaları ona göre olmaktadır.

Hz. Adem (a.s.)'in eşi Havva ile evliliğinden birçok çocuğu dünyaya geldi. Fakat insan neslinin çoğalıp yayılmaya başlamasıyla birlikte şeytanın insanların arasına fitne sokma çabaları da başladı. Bu yüzden ilk şiddet de Hz. Adem (a.s.)'in oğulları arasında meydana geldi. Bu konuda da yine Kur'an-ı Kerim'de yer alan bilgilere başvuralım:

"Sen onlara Adem'in iki oğlunun kıssasını da doğru olarak anlat: Onlar birer kurban sunmuşlardı ve birininki kabul edilmiş, diğerininki ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen ötekine): "Seni öldüreceğim" demiş, o da şöyle söylemişti: "Allah ancak takva sahiplerinin yaptıklarını kabul eder. Sen beni öldürmek için elini bana uzatırsan ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. Ben senin kendi günahını da benim günahımı da yüklenip ateşe atılacaklardan olmanı isterim. Zalimlerin cezası işte budur." Nefsi ona kardeşini öldürmeyi hoş gösterdi, böylece onu öldürdü ve zarara uğrayanlardan oldu. Allah, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Bunun üzerine: "Yazık bana! Kardeşimin cesedini gömmek için şu karga kadar olmaktan bile aciz mi kaldım!" dedi ve yaptığına pişman olanlardan oldu. İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şu hükmü yazdık: "Kim bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak sebebiyle olmaksızın bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kimseyi diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur." Muhakkak ki peygamberlerimiz onlara açık delillerle geldiler. Yine de bunun ardından onların çoğu yeryüzünde aşırıya gitmektedirler." (Maide suresi, ayet: 27-32)

Şimdilik bu olayı bize aktaran ayeti kerimelerin meallerini vermekle yetiniyoruz. İnşallah bir sonraki sayıda bu olayın biraz açıklamasını yapmaya çalışacak ve bu olaydan çıkarılması gereken dersler üzerinde duracağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Çok Bahşiş

imriliği ile meşhur bir İskoçyalı, otel görevlisine bavullarını taşıtınca eline bir şey sıkıştırıp:

-Al bunu da birkaç bardak çay içersin, der.

İskoçyalı gidince görevlinin arkadaşı yanına yaklaşarak sorar:

-Çok mu bahşiş verdi?

Beriki sinirli sinirli elindekini göstererek:

-Birkaç sefer çay içersin diye bir kesme şeker verdi.

Kekeme Okulu

Taksi şoförü müşterisine sordu:

-Nereye gidiyoruz beyefendi?

Müşteri cevap verdi:

-Ke... ke... ke...ke... kekeme okuluna.

Şoför hayretle:

-Beyefendi siz maşallah çok iyi kekeliyorsunuz okuluna ne hacet?

Vantilatör

Bir gün bütün dünya ülkelerinin üst kademe yöneticileri dünyaca meşhur bir otelde görüşmeler yapmak üzere bir araya toplanırlar. İşe yeni giren bir garson, şef garsona salondaki kimi hızlı, kimi yavaş kimi de geri giden saatleri sorar. Şef garson her bir saatin bir ülkeyi temsil ettiğini her ülke yöneticisinin yalanlarına göre hızlı veya yavaş hareket ettiklerini söyler.

Acemi garson:

-Türkiye saati nerede? diye sorar.

Şef garson:

-Biz onu vantilatör olarak kullanıyoruz, der.

Kısaca Kevser Derler

Din dersinde müfettiş bir öğrenciye sordu:

-Adın ne yavrum?

-Fatih efendim.

-Peki bir fatiha oku da dinleyelim bakalım.

Daha sonra müfettiş başka bir çocuğu kaldırarak:

-Senin adın ne yavrum?

-Benim adım Yasin ama arkadaşlarım bana kısaca Kevser derler efendim.

Neden Kanamış

Metin okuldan dönünce annesi burnunun kanadığını gördü. Telaşlanarak sebebini sordu.

Metin:

-Bugün okula hokkabaz geldi. Beni çağırıp burnumdan beş tane on bin liralık çıkarttı, dedi.

Annesi:

-Ama yavrucuğum, onun yaptığı hokkabazlık. Ondan dolayı insanın burnu kanamaz ki.

-Biliyorum anneciğim zaten benim burnum da o zaman kanamadı. Okuldan çıkınca arkadaşlarım bakalım başka para varmı diye burnumu karıştırdılar da ondan kanadı.

Oğlanın Şöhreti

Adam büyük bir gururla anlatıyordu:

-Bizim oğlanın maşallahı var, yazdıklarını binlerce kişi okuyor?

Arkadaşı merakla:

-Yaa ne işle meşgul sizin oğlan.

-Tabelacı.

Beyin Ameliyatı

Temel Cemal'e raslar:

-Ne o bir deri bir kemik olmişsun.

-Sorma beyin ameliyati geçirdum, tam 20 çilo verdim.

-Deme ya sende o kadar beyin var miydu.

Bilmeceler

Uzun uzun uz gider
Oğlu kızı düz gider
(Kavak)

Karşıdan baktım bir kara taş
Yanına vardım dört ayak bir baş
(Kaplumbağa)

On ay yatar, iki ay kalkar
Feneri yakar, etrafa bakar
(Ateşböceği)

Üç katlı dükkanım var,
Altı oduncu, ortası uncu, üstü kadifeci
(İğde)

Yer altında kınalı çivi
(Havuç)

Ninemin etekleri
Süpürür sokakları
(Rüzgar)

Kuyruklu kumbara
Ekin taşır ambara
(Fare)

Doğrulardan Seçmeler

Karaca ile Avcı

rkek karaca bir gölün kenarında su içiyordu. Durgun suda kendi güzel aksine bakarak:

-Ah! diye söylendi. Ne kadar asil boynuzlarım var. Böyle şahane çatallı, güçlü boynuzlarıma biraz daha yakışan ayaklarım olsaydı ya... Ne yazık ki çok ince ve hafif ayaklarım var.

Tam o sırada bir avcı çıkageldi. Ağaçların arasından keskin bir ses çıkaran okunu fırlattı. Karaca bir anda ileri atılarak az önce şikayet ettiği o hafif ve zarif ayakları sayesinde, yıldırım hızıyla oradan uzaklaştı.

Fakat tam gözden kaybolmak üzere ormana dalacağı sırada boynuzları dallara takılarak avcının eline düştü. Son anında durmadan:

-Heyhat!... diyordu.

Evet sevgili çocuklar bizler de çoğu zaman hayatımızda bize en faydalı olan şeylerin kıymetini bilmeyiz de gösterişi, endamı güzel fakat bize çok da faydası olmayan bir çok şeye olduğundan daha fazla önem veririz.

Çiftçinin Öğüdü

Vaktiyle bir çiftçi varmış
Tecrübeli ihtiyarmış.
Hastalanıp yatmış bir gün;
Çocukları mahzun, küskün,
Toplanmışlar etrafına
Demiş:
-Kulak verin bana!
Çünkü artık yavrularım,
Öleceğim ihtiyarım.
Son sözleri babanızın
Aklınızda iyi kalsın.
Tarlamızda hazine var,
Kazarsanız altın çıkar.
Çiftçi ölür üç gün sonra
Tarla kalır çocuklara
Kazma, kürek çalışarak
İçindeki taşı toprak
Yapar gibi uğraşırlar:
Ne altın var, ne mangır var.
Fakat dolar şimdi tarla
Altın gibi başaklarla.
Çiftçi şunu demek ister:
"Haydan gelen huya gider,
Hazır para çabuk yenir,
Çalışmanız hazinedir."

Güzel Sözler

  • Allah'ı bilene ağır gelen ibadet yoktur. (İbnu Ata)
  • Bir kaç günlük rızkı, bir günde harcayan hane halkına ben buğzederim. (Hz. Ömer)
  • Gecenin en karanlık anı şafağın en yakın olduğu zamandır. (T. Fullur)
  • Yalan, bacaları karartan is gibi insanların içini karartır. (Puşkin)
  • İlim öğrenip de ona göre hareket etmeyen kimse, tarlayı sürüp de tohum atmayan kimseye benzer. (Sadi Şirazi)
  • Zalimleri bağışlamak, mazlumlara cefadır. (Cenap Şehabettin)
  • İnsan dünyayı zapteder ama ağzını zaptedemez. (Mevlana)
  • İnsafsız zalim efendilere hizmetten zevk alanlar ancak köpeklerdir. (Namık Kemal)