Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Yaratılış gerçeği bizi daha ne gibi gerçeklere götürüyor?

Kainatta mükemmel bir uyum görüyoruz. Eğer ki uyumsuzluk olsaydı düzen de olmazdı. Soluduğumuz hava bizim bedenimizin ihtiyacına göre. İçtiğimiz su yine öyle. Bizim bedenimizin ihtiyacına göre tasarlanmış su aynı zamanda tüm diğer canlı varlıkların (gerek bitkilerin gerekse hayvanların) yapılarına da uygun. Onların da büyüyüp gelişmelerine, hayatlarını sürdürmelerine yardımcı oluyor. Hava da aynı. Güneşten bize ulaşan ışınlar sadece bizim önümüzü aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bedenimizin ihtiyaç duyduğu birtakım vitaminleri de içeriyor. Demek ki güneş ışınları da bizim ve diğer muhtelif canlıların bedenlerinin ihtiyaçlarına göre yaratılmış. Gökteki kocaman cisimler belli bir yörünge üzerinde hareket ediyorlar. Ama öyle bir düzen kurulmuş ki birbirlerine çarpmıyorlar. Yani kendi aralarındaki trafik kurallarına, en ufak bir kayma söz konusu olmaksızın uyuyorlar. Çünkü eğer ufacık bir kayma olsaydı gök düzeni bozulacaktı. Demek ki o cisimler arasında da bir uyum var. Kısacası varlıklar aleminde neye bakarsanız bu uyumu görürsünüz. Peki bu uyum varlıklar aleminin "tek" bir yaratıcısının olduğuna delalet etmez mi? Birden fazla yaratıcısı olsaydı bu düzen, bu uyum sağlanabilir miydi? Eğer birden fazla yaratıcı olsaydı her yaratıcı kendine göre bir düzen kurar, sonra onların düzenleri arasında uyum sağlanamayacağı için ya bir kargaşa ortaya çıkar, ya da her yaratıcının ayrı birer alemi olurdu. Varlıklar aleminde böyle bir durum söz konusu olmadığına, birbirinden bağımsız ayrı ayrı alemler bulunmayıp bütün parçaları birbiriyle uyum içinde, tek bir düzene oturtulmuş bir tek alem bulunduğuna göre demek ki bunların yaratıcısı da tektir. İşte bu gerçek bizi İslam'daki "vahdaniyet" yani ilahın, yaratıcının tek olduğu prensibine götürmektedir.

Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır: "O'nunla birlikte bir ilâh yoktur. O takdirde her ilâh yarattığını götürürdü ve muhakkak bazısı bazısına üstün gelirdi. Allah onların nitelediklerinden münezzehtir." (Mü'minun suresi, ayet: 91)

Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde yaratıcının tek olduğu gerçeği dile getirilmektedir. İnsan aklının kabul edebileceği gerçek de budur. Ancak geçmişte bazı toplumlar kendi kafalarına göre birtakım efsaneler uydurmuş ve o efsanelerde muhtelif ilahlardan söz etmişlerdir. Daha sonra bu efsanelerde anlatılanlar inanç sistemleri olarak benimsenmiştir. Bu efsanelerde zaman zaman ilahların birbirleriyle çarpıştırıldığını, bazılarının iyiliği bazılarının kötülüğü temsil ettiğini vs. görürüz. Oysa böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Böyle bir şey olsaydı varlıklar aleminde bu düzen, bu uyum asla mümkün olmazdı.

Yaratılış gerçeğinden çıkarmamız gereken sonuçlar sadece bunlar değil. Diğerlerine inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz.

Dinimizi Öğrenelim

Allah'ın Subuti Sıfatları

eçtiğimiz haftaki dersimizde Allah'ın zati sıfatlarının kısa kısa açıklamalarını yapmıştık. Bu hafta da subuti sıfatlarının yine aynı şekilde kısa kısa açıklamalarını yapmaya çalışacağız.

Hayat

Allah hayat sahibidir. Ancak O'na hayatı kimse vermemiştir. O mutlak anlamda hayat sahibidir, yani ezelden beri hayat sahibidir ve sonsuza kadar hayat sahibi olacaktır. Diğer varlıklara hayat veren de O'dur.

Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın hayat sıfatıyla ilgili olarak şöyle buyurulur:

"O, sürekli diridir." (Bakara suresi, ayet: 255; Ali İmran suresi, ayet: 2)

"O diridir, O'ndan başka ilâh yoktur." (Mü'min suresi, ayet: 65)

İlim

Yüce Allah ilim sahibidir ve O'nun ilmi bütün varlıklar alemini, geçmişi ve geleceği kuşatmıştır. Hiçbir şey O'nun bilgisi dışında kalmaz.

Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah'ın ilmiyle ilgili olarak şöyle buyurulur:

"De ki: "Göğüslerinizde olanı gizleseniz de, açığa vursanız da, Allah onu bilir. O, göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye güç yetirendir." (Ali İmran suresi, ayet: 29)

"Gaybın anahtarları O'nun yanındadır. Onu, O'ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olanları da bilir. O'nun bilgisi dışında bir tek yaprak bile düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane dahil, yaş ve kuru ne varsa hepsi açık bir kitaptadır." (En'am suresi, ayet: 59)

"Onlar Allah'ın, kendilerinin gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğini bilmezler mi!" (Bakara suresi, ayet: 77)

Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın ilminin bütün her şeyi kuşattığına dair daha birçok ayeti kerime bulunmaktadır. Kısacası bizim Allah'ın gizli, açık her şeyi bildiğini hiçbir şeyin O'nun ilminin dışında kalmayacağını bilmemiz ve Allah'ı bu sıfatıyla tanımamız, O'na bu inançla teslim olmamız gerekmektedir.

Sem'

Sem', duyma, işitme anlamına gelir. Allah, bütün sesleri duyar. En ufak bir yaprak hışırtısı bile Allah tarafından duyulur. İnsanların tüm sözleri Allah tarafından duyulduğu gibi aynı zamanda görevli melekler tarafından da kayıt altına alınır ve kıyamet gününde hesabı sorulur.

Allah'ın sem' sıfatıyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Allah sizin karşılıklı konuşmanızı duyuyordu. Şüphesiz Allah duyandır, görendir." (Mücadele suresi, ayet: 1)

"Yoksa onlar gizliliklerini ve gizli konuşmalarını bizim duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır (duyuyoruz) ve yanlarındaki elçilerimiz de yazıyorlar." (Zuhruf suresi, ayet: 80)

Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de birçok ayeti kerimenin sonu, "Allah duyandır, bilendir" veya "Allah duyandır, görendir" şeklinde biter. Fakat Allah'ın duyması kendi zatına hastır. Yaratıkların duyması gibi herhangi bir organa bağlı duyma değildir.

Basar

Basar görme anlamına gelir. Allah her şeyi görmektedir. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Ancak O'nun görmesi de duymasında olduğu gibi herhangi bir organa bağlı değildir, kendi zatına has bir görmedir. O'nun görmesi için ışık vs. gibi yardımcı unsurlara ihtiyacı yoktur. Karanlık bir gecede simsiyah ve küçücük bir canlının yürüyüşünü dahi görür. Yani O'nun görmesi açısından aydınlıkla karanlığın herhangi bir farkı yoktur.

Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın basar sıfatıyla ilgili olarak da şöyle buyurulur:

"Allah onların yaptıklarını görmektedir." (Bakara suresi, ayet: 96)

"Allah, yaptıklarınızı görmektedir." (Bakara suresi, ayet: 110)

"Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görmektedir." (Bakara suresi, ayet: 233)

Bunların dışında da birçok ayeti kerimede Allahu Teala'nın her şeyi gördüğü, O'na hiçbir şeyin gizli kalmadığı bildirilmektedir.

Bu hafta Allah'ın subuti sıfatlarının dördünü açıklayabildik. İnşallah önümüzdeki hafta da diğer dördünü açıklamaya çalışacağız.

Bir Peygamber Kıssası

Adem'in Tevbesi

eçen hafta anlattığımız üzere Hz. Adem ve eşi, şeytanın yanıltmasına aldanarak yasak ağacın meyvesini tattıklarında avret yerleri görünmeye başladı. Bunun üzerine hata ettiklerini anladılar. Hemen bir yandan üstlerini ağaç yapraklarıyla örtmeye çalışırken bir yandan da yanlışlarından dolayı pişmanlıklarını ifade etmeye başladılar. "Ey Rabbimiz! Biz kendimize haksızlık ettik. Sen bizi bağışlamaz ve bize rahmet etmezsen muhakkak ki zarar edenlerden oluruz" dediler. (Bkz. Araf suresi, ayet: 23)

Fakat yasak ağacın meyvesini yediklerinden ve bu konuda şeytanın hilesine kandıklarından dolayı içinde bulundukları nimetler ortamından çıkarılmaları kesinleşmişti.

Kur'an-ı Kerim'de onların oradan çıkarılmaları hakkında da şöyle buyurulur:

"(Allah da): "Birbirinize düşman olarak inin. Siz yeryüzünde belli bir süreye kadar kalacak ve orada geçim süreceksiniz. Orada yaşar, orada ölür ve oradan çıkarılırsınız" dedi." (Araf suresi, ayet: 24-25)

Burada "birbirinize düşman olarak" denirken kastedilen şeytanla Adem'in ve onların soylarından gelenlerin birbirlerine düşmanlıklarıdır. İşte bu düşmanlık yüzünden şeytanlar Adem oğullarını doğru yoldan saptırmaya, hatalara sürüklemeye çalışırlar. Şeytan normalde Adem oğullarına gerçek şekliyle görünmez. Ancak değişik yollardan onlara yanaşarak onları aldatmaya çalışır. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "O (şeytan) ve taraftarları (veya görevlileri), sizin kendilerini göremediğiniz yerden sizi görmektedirler. Biz şeytanları iman etmeyenlerin dostları kıldık." (A'raf suresi, ayet: 27) Şeytan daha önce de, Allah'ın huzurundan kovulduğu zaman Adem'i ve soyundan gelenleri nasıl aldatacağı konusunda şunları söylemişti: "Beni azgınlığa düşürmene karşılık onlara karşı senin doğru yolunun üstünde oturacağım. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Böylece sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın." (Araf suresi, ayet: 16-17) Bütün bu ayeti kerimelerden anladığımıza göre şeytan insana, insanın fark etmediği yönlerden yanaşmakta ve onu yoldan çıkarmaya çalışmaktadır. Onun hilelerinden korunmanın yolu içimize doğan kötü düşünceleri içimizden atıp iyi düşüncelere yönelmek, bizi yoldan çıkarabilecek kişilerin hile ve oyunlarında şeytanın bir tuzağının olduğunu düşünerek onlara aldanmamaktır.

Adem (a.s.) de belki şeytanı önce tanımadı ve onun: "Ben size öğüt verenlerdenim" sözünde samimi olduğunu sandı. Sonuçta hata ettiğini anlayınca hemen pişman oldu ve yeniden Allah'ın çizgisine döndü. Yaptığı hatadan tevbe etti. Onun tevbesi hakkında da Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Adem daha sonra Rabbinden bazı sözler öğrendi (ve onlarla Rabbine tevbe etti), Rabbi de onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri daima kabul edendir ve çok rahmet sahibidir." (Bakara suresi, ayet: 37) Böylece Adem'in tevbesi kabul edilmiş oldu. Tevbesinin kabul edilmesi yaptığı hatadan dolayı ahirete herhangi bir hesabın kalmaması, yeniden Allah'ın çizgisine dönüşünün kabul edilmesi anlamına geliyordu. Fakat dünyada verilen bir ceza niteliğindeki yeryüzüne indirilme ve hayatını orada sürdürme uygulaması ise devam edecekti.

Böylece Hz. Adem (a.s.)'in kıssasının sonuna geldik. Biraz uzadı ama yarım yamalak bırakmamak, O'nun kıssasıyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de yer alan bilgileri derli toplu bir şekilde aktararak onlardan çıkarılması gereken ibretlere işaret etmek istedik. Önümüzdeki hafta Allah nasip ederse ilk insan neslinin yayılmaya başlaması ve Adem (a.s.)'in iki oğlu arasındaki anlaşmazlık olayı üzerinde duracağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Aynı Yerde mi?

emel uzun zamandır görmediği Cemal'le İstanbul'da karşılaşır:

-Ha uşak nasilsun pakayum?

-İyiyum.

-Çocuklarun nasildur?

-Onlar da çok iyidur.

-Ha uşak karin nasildur?

Temel böyle sorunca Cemal'in birden yüzü değişir... Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü hatırlayıp hemen şöyle der:

-Yani ayni mezarda mi yatayii?

İkimiz de Yalancıyız

Er komutanının karşısına çıkıp:

-Efendim karım çocuğumuzun çok ağır hasta olduğunu yazmış izin istiyorum.

-Yalan söylüyorsun karından gelen mektubu ben de okudum, hiç öyle bir şey yazmıyordu hadi bakayım işinin başına.

Er selam verip tam kapıdan çıkacağı zaman komutanına dönüp:

-Efendim anlaşılan ikimiz de yalancıyız çünkü ben evli değilim.

Cehenneme Uğramak

Büyük zatlardan birine kendisini zor durumda bırakmak amacıyla sormuşlar:

-Hocam cennette her şey var diyorsunuz, ben sigara içmeden duramam orada sigara içebilir miyim?

-Tabii evladım, ancak cennette ateş bulunmaz sigaranı yakmak için cehenneme uğraman gerekir, diye uygun bir şekilde cevap vermiş.

Susmasını Bilmiyor

-Nasıl senin küçük yaramaz konuşmasını öğrendi mi?

-Hem de nasıl şimdi de susmasını öğretmeye çalışıyoruz.

Aç Kalırsın

Bernard Shaw bir nehirden karşıya geçmek istiyormuş ama cebinde hiç parası yokmuş. Bir sandalcıya yaklaşmış:

-Beni karşıya geçirirseniz size para veremem ama güzel bir öğüt veririm demiş.

Sandalcı bakmış başka müşteri de yok boş bekliyor, kabul edip karşıya geçirmiş. Sıra öğüde gelmiş:

-Azizim bu bana yaptığını herkese yapma yoksa aç kalırsın.

Yavaşla

Temel otobanda 180 km hızla gidiyormuş. Karşısına bir tabela çıkmış. Tabelada "Yavaşla 150" yazıyormuş. Temel hızını 150'ye düşürmüş. Biraz gittikten sonra başka bir tabelada "Yavaşla 100" yazıyormuş. Temel hızını 100'e düşürmüş. Biraz daha gittikten sonra bu kez tabelada "Yavaşla 50" yazıyormuş. Temel hızını 50'ye düşürmüş. Daha sonra bir tabela daha çıkmış tabelada "Yavaşla 5" yazıyormuş. Temel hızını bu kez de 5'e düşürmüş ve sonra bir tabela daha çıkmış karşısına "YAVAŞLAYA HOŞ GELDİNİZ"

Elini Çabuk Tut

Park bekçisi göldeki adamı görünce öfkeyle bağırdı:

-Tabelayı görmedin mi be adam? Burada yüzmenin yasak olduğunu bilmiyor musun?

-Ben yüzmüyorum ki, boğuluyorum yahu!!

-Öyle mi? Hadi öyleyse elini biraz çabuk tut.

Bilmeceler

  • Toplu iğne, dikiş iğnesine ne demiş? (Kafasız)
  • Bir adam pazardan eli sarılı gelmiş neden? (Fiyatlar el yakıyormuş)
  • Hangi ayda 28 gün bulunur? (Bütün aylarda)
  • Türkiye'nin en karanlık ilçesi hangisidir? (Bodrum)
  • Doğrulardan Seçmeler

    Emanetin Bereketi

    damın biri mallarının hepsini bir arkadaşına emanet edip uzun bir yolculuğa çıkar. Yolculuktan döndüğünde arkadaşının öldüğünü, geride babasından kendisine kalan malı çarçur edip yiyen, günah işlemekten çekinmeyen bir evlat bıraktığını duyunca kendi malları için endişelenmeye başlar.

    Bu endişe içinde heyecanla o çocuğun yanına gider ve ümitsizce sorar:

    -Benim babana emanet ettiğim mallar duruyor mu acaba...?

    Çocuk:

    -Tabii sizin mallarınız duruyor hiçbirine dokunmadım, deyince adam:

    -Sen böyle mal, para, pul harcamayı çok seven biri olarak benim mallarımı nasıl koruyabildin, der.

    Çocuk:

    -Evet ben günahkar biriyim ama emanete asla ihanet etmem, diye cevap verir.

    Çocuğun bu konudaki samimi davranışı adamın çok hoşuna gider ve kendi parasından çocuğa yüklüce bir miktarı hediye olarak verir. Çocuk da adamın böyle cömertce kendisini ödüllendirmesinden çok memnun olur, yapmış olduğu bir tek güzel davranışın bile kendisine neler kazandırdığını görünce bütün günahlarından tevbe eder, güzel ahlaklı olmak için elinden geleni yapmaya koyulur.

    Evet çocuklar insan bir tek davranışla bile iyilik yapacak olursa bunun karşılığını kendisi farkında olsa da olmasa da mutlaka görür. Bazen bizler de bir iyilik yaptığımızda onun karşılığını gördüğümüzü birçok kez farketmişizdir. Eğer bizler Allah yolunda bir adım atarsak Allah bizim önümüzü daha da açar, hayır ve iyilik yolunda daha kolay ilerlememizi sağlar.

    Arkadaş

    Bizim olsun laleler
    Rengarenk kelebekler
    Kırmızı beyaz güller
    Bizim olsun arkadaş

    Kocaman uçurtmalar
    Pembe mavi balonlar
    Neşeli güzel günler
    Bizim olsun arkadaş

    Soğuk soğuk pınarlar
    Ela gözlü ceylanlar
    Pır pır uçan keklikler
    Bizim olsun arkadaş

    Sonsuza giden yollar
    Kırda uçan arılar
    "ALLAH BİR" diyen diller
    Bizim olsun arkadaş

    Hep bayram gibi günler
    Gerçekleşen ümitler
    Hiç bitmeyen sevinçler
    Bizim olsun arkadaş

    Ferman Karaçam

    Güzel Sözler

  • Ne kadar okursan oku, bilgine yakışır biçimde davranmıyorsan sen cahilsin. (Sadi)
  • İlim servetten üstündür. Çünkü serveti sen korursun, ilim seni korur. (Hz. Ali)
  • Arı su içer bal akıtır, yılan su içer zehir akıtır. (Said Nursi)
  • Bir kimsenin malını nereden kazandığını anlamak istiyorsanız, onu nereye harcadığına bakınız. (Hasan Basri)
  • Kuvvet ve zulüm baş eğdirebilir, fakat gönülleri fethedemez. (C. Sena)
  • İnanmak muzaffer olmaktır (Kant)
  • Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol. (Hz. Ömer)
  • İyilik isteyenin önce kendisi iyi olmalıdır. (Geothe)