Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bazıları hayat felsefelerini yaratılış gerçeğini ve ahireti inkâr temeli üzere oturtmuşlardır. Biz bundan önceki sohbetlerimizde bu düşünceyi benimseyenlerin aslında zevklerinin, arzularının etkisinde kaldıklarını, dünyada zevklerini tatmin konusunda önlerine bir sınır koymak istemediklerinden dolayı böyle bir inanca kaydıklarını belirtmiştik. Bu arada: "Bizim bu açıklamalarımız karşısında bazıları belki: "Hayır, ben zevklerimin sürüklemesi sebebiyle değil düşünerek bu yolu seçtim" diyebilirler. Bu şekilde düşünenler aslında kendilerini yanıltmaktadırlar" demiştik. Peki neden böyle?

Aslında her insan inandığının doğru olduğuna kendini ikna etmek ister. Fakat kendini ikna etmenin iki yolu vardır. Birinci yolu doğruya ulaştıran oldukça belirgin kanıtları görerek ikna olmak. İkinci yolu da önce bir şeyin doğru olduğunu var saymak, sonra da o varsayımı haklı çıkaracak kanıtlar peşine düşerek bulduğu göz yanıltıcı kanıtlarla kendi kendini ikna yoluna gitmektir. Birinci yolu seçenler arzularına ters düşse de gördükleri kanıtlar karşısında doğruyu kabullenmekten başka bir yol olmadığını düşünürler. İkinci yolu seçenler ise önce arzularıyla uyuşan bir şeyi seçer, sonra da kendilerinin yanlış yolda olmadıklarını düşünme gereği duyduklarından dolayı seçtiklerinin doğru olduğuna dair kanıtlar bulma çabası içine girerler. O zaman da çoğu zaman kırk dereden su getirerek kendilerini haklı çıkarma gayreti içine düşerler. Örneğin Evrim teorisi böyle bir çabanın ürünüdür. Yani doğruya ulaşma çabasının değil, arzulara uyan düşüncelere haklılık kazandırma çabasının.

Aslında insanın nefsinde arzular, zevkler inkârcılığa daha yatkındır. Çünkü insan nefsi zevklerini yaşama konusunda önüne herhangi bir sınır konulmamasını, yasaksız bir hayat yaşamayı arzular. Buna rağmen bir kimse kalkıp kendini sınırlıyor ve bu sınırlamayı belli bir inanç temeline dayandırıyorsa inandıklarının doğruluğuna kendini ikna etmek için bir zorlama yoluna gitmiyor demektir. Bu konuda zorlama yoluna giden zevklerini yaşama konusunda sınır tanımak istemeyenin bu isteğini haklı çıkarmak için ortaya koyduğu yoğun çabadır.

Ama şu bir gerçek ki zorlamalara dayanan ikna metotları doğruları değiştirmez. Burada insanın sadece kendi kendini yanıltması söz konusudur. Doğrular ise aynı şekliyle kalmaktadır. Örneğin bir ülkede kanunların koyduğu bir yasağa uymak istemeyen kimse o yasağı çiğnemek için kanunlarda öyle bir yasak olmadığını ileri sürebilir. Bunun için kendini ikna etmeye yetecek gerekçeler de bulabilir. Ama onun böyle düşünmesi ve kendi kendini inandırması kanundaki yasağı ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla o kişinin kendi kendini inandırması gerekçesiyle o yasakla ilgili olarak kanunun koyduğu ceza uygulaması değişecek değildir.

Varlıklar alemi de eğer bir yaratılış gerçeğine delalet ediyorsa, bir kimsenin kalkıp yaratılış gerçeğini inkâr etmesi ve bu konuda birtakım gerekçelerinin olduğunu ileri sürmesi bir şeyi değiştirmez. Böyle bir şeyi ileri süren sadece kendini yanıltır.

Peki yaratılış gerçeği bize neyi anlatıyor, bizi daha başka hangi gerçeklere götürüyor? Bu sorunun cevabı üzerinde de inşallah önümüzdeki hafta durmaya çalışacağız.

Dinimizi Öğrenelim

Allah'ın Sıfatları

eçen hafta imanın şartlarını sadece başlıklar halinde zikretmiş ve İslam'ın "Amentu"sunun kısa bir izahını yapmıştık. İmanın şartlarının birincisi Allah'a imandır. Peki "Allah'a iman" nedir? "Allah" kavramı bizim için ne ifade ediyor? Biz nasıl bir Allah'a inanıyoruz? Bütün bu soruları cevaplandırabilmemiz için "Allah'ın sıfatları"nı öğrenmemiz gerekiyor. Ancak ondan önce "Allah" kavramını özetle izah etmek istiyoruz.

"Allah" kelimesi bir özel addır ve yalnızca kainatın yaratıcısı, bütün her şeyin mutlak sahibi, mutlak güç ve irade sahibi, eşi ve benzeri olmayan yüce Rabbimize mahsustur. Bazen "Allah" adının karşılığı olarak Tanrı kelimesi kullanılmaktadır. Oysa "Tanrı" kelimesi "ilah" kelimesinin karşılığıdır. İlah ise kendisine tapılan, kendisi için ibadet edilen, kulluk edilen varlık anlamındadır. Evet Yüce Allah, aynı zamanda tüm yarattıklarının ilahıdır. Dolayısıyla o aynı zamanda Tanrı'dır. Ama Tanrı kelimesi Allah kelimesinin ifade ettiği anlamı tümüyle karşılamaz. Bu kelime sadece onun ilahlık özelliğini ifade eder. "La ilahe illa'llah: Allah'tan başka ilah (tanrı) yoktur" derken de Yüce Allah'ın tek ilah olduğunu, O'ndan başka bir ilah bulunmadığını vurguluyoruz. Ama dikkat edilirse burada "Allah'tan başka ilah yoktur" derken hem "Allah" adını hem de "ilah" adını kullanıyor, Allah'ın eşsiz bir ilah olduğunu vurguluyoruz. Çünkü Allah belli sıfatlara sahip mutlak ve tek yaratıcının özel adıdır. İşte bu özel adla kastettiğimiz yüce Rabbimiz bizim tek ilahımızdır ve O'ndan başka da ilah yoktur.

Allah kavramı hakkında bu açıklamayı yaptıktan sonra Yüce Allah'ın sıfatlarını özetle sıralayalım. İleride de bu sıfatların kısa açıklamalarını yapacağız inşallah.

Allah'ı sıfatları ikiye ayrılır: A) Zati Sıfatları B) Subuti Sıfatları

A) Zati Sıfatları: Allah'ın zati sıfatları altı tanedir ve şunlardır:

1) Vücud: Var olmak

2) Kıdem: Ezelilik

3) Beka: Sonsuzluk

4) Vahdaniyet: Tek olmak

5) Muhalefetun li'l-Havadis: Sonradan olanlara benzememek

6) Kıyam bi nefsihi: Bir şeye ihtiyaç duymadan, kendi zatıyla var olmak

B) Subuti Sıfatları: Allah'ın subuti sıfatları da sekiz tanedir ve şunlardır:

1) Hayat: Hayat sahibi olmak

2) İlim: Bütün her şeyi kuşatan bir ilme sahip olmak

3) Sem': Her şeyi duymak

4) Basar: Her şeyi görmek

5) İrade: Engelsiz bir şekilde istediğini yapabilmek

6) Kudret: Her şeye güç yetirebilmek

7) Kelam: Konuşma

8) Tekvin: Yaratma, yoktan var etme

Şimdilik Allah'ın sıfatlarını böyle başlıklarıyla zikretmekle yetiniyoruz. İnşallah önümüzdeki haftadan itibaren Allah'ın sıfatlarını teker teker ve birtakım özet bilgilerle izah etmeye çalışacağız.

Bir Peygamber Kıssası

Şeytan Adem (a.s.)'i Nasıl Yanılttı?

eytanın Hz. Adem (a.s.)'i nasıl yanılttığı konusunda değişik şeyler duymuşsunuzdur. Bunlardan bazıları daha önce de söylediğimiz gibi İsrailiyat türündendir. Peki nedir İsrailiyat? Bundan önce kendilerine kitap verilen milletlerin, o kitaplarda birtakım değişiklikler yaptıkları bilinmektedir. Bununla birlikte bazı bilgiler de orijinal şekliyle saklanmıştır. Fakat biz hangilerinin aslına uygun olarak korunduğunu hangilerinin değiştirildiğini bilmiyoruz. Öte yandan vahiy yoluyla gelen kitaplara tarih boyunca çeşitli açıklamalar yani tefsirler yazılmıştır. Bunların bazıları hatalı bilgiler ve açıklamalar içermektedir. İşte kendilerine kitap verilmiş ama onlara hurafeler karıştırmış milletlerin o eski kitaplarından aktarılan bilgilere İslam literatüründe İsrailiyat denmektedir. İsrailiyat olarak tabir edilen bilgilerin çoğunun kaynağı yahudi bilginlerinin yazdığı kitaplar olduğundan bu ad kullanılmıştır. Bu bilgiler arasında peygamberlerin şanlarına ters, onların onurlarına yakışmayan hurafeler büyük bir yekun oluşturmaktadır. Bu yüzden o bilgilere pek fazla güvenmemeliyiz. Geçmiş peygamberler hakkında da bizim kaynağımız Kur'an-ı Kerim ve Resulullah (s.a.s.)'ın hadisleri olmalıdır.

Şeytanın Hz. Adem (a.s.)'i ne şekilde yanılttığı konusunda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:

"Şeytan o ikisinin bedenlerinden gizlenmiş olan ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi sırf melek yahut sonsuz hayat süreceklerden olmamanız içindir" dedi. Ayrıca: "Şüphesiz ki ben size öğüt verenlerdenim" diye onlara karşı yemin etti. Böylece onları aldatıp bulundukları yerden aşağı indirdi." (A'raf suresi, ayet: 20-22)

Bir başka surede de Yüce Allah'ın Adem (a.s.)'e ve eşine verdiği nimetler ve şeytanın onları o nimetlerden mahrum etmek için vesvese vermesi hakkında şöyle buyurulur:

"Dedik ki: "Ey Adem! Şüphesiz bu, sana da, eşine de düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Sonra zorluk çekersin." Şüphesiz sen orada acıkmayacak ve çıplak kalmayacaksın. Ve sen orada susamayacak ve güneş sıcağında yanmayacaksın. Sonunda şeytan ona vesvese verdi ve: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü bildireyim mi?" dedi." (Taha suresi, ayet: 117-120)

Bu ayetlerden anladığımıza göre şeytan Hz. Adem (a.s.) ile eşini yanıltmak için onları kendilerine yasak edilen ağaca yaklaşmaya ve onun meyvelerinden yemeye teşvik etti. Bu konuda onları yanıltabilmek için de o ağacın aslında sonsuzluk ağacı olduğunu, onun meyvelerinden yemeleri durumunda sonsuza kadar sürecek bir hayata kavuşacaklarını yahut iki melek olacaklarını ileri sürdü. İşte bu vesveselerle onları yanıltı ve onlar da o ağacın meyvelerinden yediler.

Peki onlar o ağacın meyvelerinden yedikten sonra ne oldu? Sözü fazla uzatmamak için bu konuyu da önümüzdeki haftaya bırakalım.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Geçen Sene Sattık

iri Adanalı diğeri Kayserili iki çiftçi oturmuş sohbet ediyorlardı. Tabii ki zenginlikleriyle övünecekler birbirlerine.

Kayserili tarlalarının çokluğundan, işçi yetiştirememekten dolayı her sene ürünlerinin telef olmasından yakınınca Adanalı da altta kalmamak için hemen atıldı:

-Benim çiftlikte sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya, akşam oluyor biz hala çiftliğin diğer ucuna yetişememiş oluyoruz, çaresiz geri dönüyoruz. Kayserili hiç bozuntuya vermeden yine Kayserililiğini yapıyor:

-Yahu bizim de vardı öyle bir arabamız ama geçenlerde sattık, illet onlarla yolculuk yapmak ya...

Yemek Daveti

İki İskoçyalı sokakta karşılaşmışlardı:

-Akşam yemeğini birlikte yiyelim mi ne dersin?

-Memnuniyetle, şeref duyarım.

-Öyleyse eve telefon et de karın sofraya bir tabak fazla koysun.

Henüz Kendine Gelememiş

Doktor, hastanede günlük kontrolünü yaparken hemşireye sordu:

-25 numaradaki hasta nasıl?

-Kaynanasını görmek istiyor efendim.

Doktor içli içli başını sallayarak:

-Vah vah! Demek zavallı henüz kendine gelememiş.

Sayması Kolay Olur

Küçük Ahmet yumurta almak için bakkala gitmişti. Bakkalın kendisine yine küçük yumurtaları seçip verdiğini görünce kızgınlıkla sordu:

-Neden bana hep küçük yumurta veriyorsun?

-Taşıması kolay olur da ondan.

Ahmet yumurtaları alıp dükkandan çıkarken bakkal arkasından seslendi:

-Küçük sen eksik para verdin.

Ahmet arkasına dönüp gülerek cevap verdi:

-Az para daha çabuk sayılır da...

Ayıp Olur

İki dilenci konuşuyorlardı:

-Her gün aynı lokantaya gidiyorsun. Bir de şu ileride köşedeki büyük lokantaya gitsene.

-Ayıp olur canım. İnsan kendi lokantasında yemek yer mi?

Cumartesi Pazar Günleri

Öğretmen yaramaz çocuğa çıkışıyordu:

-Arkadaşlarının seni şikayet etmedikleri gün olmayacak mı?

Çocuk boynunu büküp önüne baktı. Mırıldanır gibi bir sesle:

-Cumartesi-Pazar günleri şikayet eden var mı öğretmenim?

Napolyon'un Cevabı

Napolyon'a esir düşen general şöyle konuştu:

-Siz para için biz ise şerefimiz için savaşıyoruz.

Napolyon'un cevabı hazırdı:

-Doğru herkes kendisinde olmayan şeyler için savaşır.

Öğretmen Utansın

Kırıklarla dolu bir karneyle eve gelen oğluna babası çıkışıyordu:

-Şu okuldan aldığın karneye bak. Hepsi zayıf içinde bir tek iyi not yok utanmıyor musun? Çocuk kısaca cevapladı:

-Neden utanayım baba, onları ben yazmadım ki, öğretmen yazdı.

Bilmeceler

  • Hangi kale tarihi değildir? (Futbol kalesi)
  • Dünyanın en soğuk nehri hangisidir? (Don nehri)
  • En sıkıntılı ilçemiz hangisidir? (Of)
  • Hastaneden taburcu edilen hastaya ne verilir? (Kabarık fatura)
  • Soyulup da yenilmeyen şey nedir? (Banka)
  • Denizden kum nasıl çıkar? (Islak)
  • Dişçi ile çiftçi arasında nasıl bir benzerlik vardır? (İkisi de kök söker)
  • Çalmak fiilinin gelecek zamanı nedir? (Hapse girmek)
  • Hırsızlar hangi sosisi sevmez. (Soyulmuş sosisi)
  • Doğrulardan Seçmeler

    Aslan ile Sinek

    ir gün aslan bir sineğe kızıp bağırmıştı:

    -Defol git, cılız sinek!

    Sinek ise hiç altta kalmadan aslana savaş ilan etmişti:

    -Sen krallık ünvanınla beni korkutacağını mı sandın? Öküz senden daha iri olduğu halde, benden öyle korkuyor ki... Sabahtan akşama kadar kuyruğunu sallayıp benden kurtulmaya çalışıyor ama bir türlü benimle başedemiyor.

    Sinek bu sözlerinin ardından hemen işbaşı yapıp aslanın vücudunun çeşitli yerlerini ısırmıştı. Daha da ileri gidip yelesinin içerilerine kadar girip ormanların kralı olan o heybetli hayvanı çileden çıkarmayı başarmıştı.

    Hayvanların kralı köpürmüş, sinirinden ne yapacağını bilemez bir hale gelmişti. Diğer havyanlar onun bu halinden korkup, kaçacak delik aramaya başlamışlardı.

    Ancak ormanlar kralı bir sineğin oyuncağı olmuştu. Evet ufacık bir sinek onu birçok yerinden ısırarak hırpalamıştı. Bu nedenle aslanın kızgınlığı son noktasına varmıştı. Nasıl kızgın olmasın ki; küçücük düşman galip gelmiş, kendisiyle gülerek alay etmişti. Kendisinin güçlü pençeleri, keskin dişleri, herkesi korkutan heybeti o küçücük hayvan karşısında işe yaramamıştı.

    Bu durum karşısında aslan öfkeden yırtınmış, kuyruğunu havada sallamış ama birşey yapamamış, öfkesinden yorulmuş, bitkin bir halde çöküp kalmıştı.

    Sinek ise küçücük cüssesiyle savaşı zaferle bitirmişti. Bu zaferi herkese duyurmak istemişti. Bunun için de büyük bir heyecanla diğer hayvanların yanına gitmek için öne doğru atılmış ancak bir örümceğin ağına takılıp kalmıştı. Zaferden adeta başı dönen sinek de gururlanmanın cezasını böylece hayatıyla ödemişti.

    Evet sevgili çocuklar bizler çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizde daima dengeli davranmalıyız. Bizden küçük veya bizim seviyemizin altında bir seviyede bulunan kişilere karşı küçümseyici olmamalıyız. İnsanlarla ilişkilerimizde bizim seviyemizi düşürmeyecek şekilde alçakgönüllü olmalı, başarı anlarımızda ise fazla gurura kapılmamalıyız.

    Güzel Sözler

    İlim kendisine değer verilmeyen yerden göç eder. (İbni Sina)

    Sözü altın olanların susuşu intihardır. (S. Ertürk)

    Öğrenmek pahalıdır ama cehalet daha pahalıdır. (Henry Clausen)

    Ümitle açılıp, kazançla kapanan kitap iyi bir kitaptır. (Alcoll)

    Yalan, bacaları karartan is gibi insanların içini karartır. (A. Puşkin)

    İyilik insanları birbirine bağlayan altın zincirdir. (Geothe)

    Kusursuz dost arayan dostsuz kalır. (Mevlana)

    Milletler parasızlıktan değil ahlaksızlıktan çökerler. (Çiçero)