Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Geçen hafta bayram tatili olması sebebiyle "Sevgi Gülü" derslerini güncellemeye bir hafta ara verdik. Bu hafta da iki gün gecikmeli olarak yeni sayıyı hazırlayabildik. Ne yapalım herkes gibi biz de tatil yapma ihtiyacı duyduk. Çünkü kurban satın alma ve kesme işiyle uğraşmamız, gelen gidenlerle ilgilenmemiz, telefonlara cevap vermemiz, yakınlarımızı aramamız, e-mail yoluyla gelen bayram tebriği mesajlarına cevap vermemiz gerekiyordu. Bu yüzden bizim yeni sayıyı hazırlama işini bayram tatili münasebetiyle biraz ertelememizi anlayışla karşılayacağınızı umuyoruz. Zaten sizin de bayramda tatil yapmayı tercih ettiğinizi, dolayısıyla Internet'te ders takibi işiyle uğraşmayı biraz ertelediğinizi sanıyorum.

Bu vesileyle hepinizin geçmiş Kurban bayramını gönülden tebrik ediyorum. İnşallah rahat, mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmişsinizdir. Bayramlar elbette ki, hepimiz için bir mutluluk ve neşe günleridir. Ancak ne yazık ki saldırıyı kendileri için tek yol olarak seçmiş olanlar inançlarının gereğini yerine getirmek isteyenleri bayramlarda da rahat bırakmak istemiyorlar. Onların bu saldırgan ruhları ne yazık ki bu bayramda da insanların huzurlarını kaçırdı. Ama biz gene de bayramlarımızı sevgi ve neşe içinde geçirmek için elimizden geleni yaptık. Çünkü bizim yapmamız gereken buydu.

Şartlar ne olursa olsun, gelecek konusunda umutlu olmalıyız. Çünkü umut insanın gücü ve enerjisidir. Umutları tükenen insanlar kendileri de tükenirler. Bu yüzden her zaman canlı ve dirençli kalabilmemiz için umutlarımızı da korumamız gerekmektedir. Bunun için de iman gücümüzden yararlanmamız gerekmektedir. İman sahibi bir insan her şeyden önce hayatın sadece dünya hayatından ibaret olmadığını, ölümün de sonsuzluk olmadığını bilir. O, dünya hayatının sadece bir imtihandan ibaret olduğuna, bu dünyada yapılanların hesapsız kalmayacağına inanır. Dünya hayatına da Yüce Allah'ın iradesinin ve gücünün hakim olduğunu bildiği için, hiç kimsenin hakimiyetinin kalıcı olmadığını düşünür. İşte bu inanç onun umudunu canlı tutmakta, ona güç katmaktadır.

Bundan önceki sayımızda yer alan sohbetimizin son kısmında: "Bizim bu açıklamalarımız karşısında bazıları belki: "Hayır, ben zevklerimin sürüklemesi sebebiyle değil düşünerek bu yolu seçtim" diyebilirler. Bu şekilde düşünenler aslında kendilerini yanıltmaktadırlar" demiş ve neden böyle olduğu hakkında bir sonraki sayıda bilgi vereceğimizi ifade etmiştik. Fakat bu haftaki sohbetimizde Kurban bayramı konusuna ve bayram münasebetiyle oluşan havaya ağırlık vermeyi yeğledik. Çünkü bu bayram senede bir kere gelen bir gün. Dolayısıyla bu münasebeti değerlendirmemiz ve bayram konusu üzerinde durmamız daha uygundu. İnşallah belirttiğimiz konu üzerinde de önümüzdeki hafta durmaya çalışacağız. Sizlerden de bu ertelemeyi anlayışla karşılamanızı bekliyoruz.

Dinimizi Öğrenelim

İmanın Şartları

ir önceki sayımızda imanla ilgili kavramlar üzerinde durmuş ve bir sonraki sayıda da bir kimsenin mü'min olmasının neleri gerektirdiği konusu üzerinde duracağımızı belirtmiştik.

Bundan önce de belirttiğimiz üzere mü'min olmanın temel şartı imandır. İmanın kavram olarak ne olduğu hakkında bundan önceki derslerimizde yeterince bilgi vermiştik.

İslam'daki iman daha önce açıkladığımız şehadet kelimesiyle özetlenmektedir. Ancak bu sözle özetlenen imanın bazı temel ilkeleri bulunmaktadır. Bu temel ilkeleri ise "imanın şartları" diye bilinen altı temel ilkedir. Bu altı temel ilke ise şunlardır:

1) Allah'a iman

2) Meleklere iman

3) Kitaplara iman

4) Peygamberlere iman

5) Ahiret gününe iman

6) Kadere iman

Bu altı temel ilke ise eskiden medreselerde ve Kur'an kurslarında eğitimin başlangıç döneminde ezberletilen ve "Amentu" diye bilinen Arapça metnin içinde sıralanmaktadır. O metni burada da zikredelim:

"Amentu billahi ve melaiketihi ve kutubihi ve rusulihi ve'l-yevmi'l-ahiri ve bi'l-kaderi hayrihi ve şerrihi mine'llahi teala ve'l-ba'su ba'de'l-mevt hakkun. Eşhedu en la ilahe illa'llah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve resuluh"

Bu metnin anlamı şöyledir:

"Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere iman ettim. İster iyi ister kötü olsun kaderde olanın hepsi Yüce Allah'tandır. Ölümden sonra diriliş gerçektir. Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed O'nun kulu ve peygamberidir."

Bu sözler gerçekten imanın şartlarını aklımızda tutmamız için oldukça güzel bir ahenk içinde söylenmiş sözlerdir. Bu sözleri ezberimizde tutarsak, imanın şartlarını aklımızda tutmamız, yeri geldiğinde hatırlamamız da kolay olur. Bu yüzden hepinize bu sözleri mutlaka ezberlemenizi tavsiye ediyorum.

Mü'min olmak için işte bu altı temel ilkeye inanmamız gerekir. Zaten bu altı temel ilkeye "imanın şartları" denmesinin sebebi de budur. Bir kimse bu temel ilkelerden herhangi birini inkâr ederse İslam'a göre mü'min bir kişi sayılamaz. Dolayısıyla diğer beş ilkeye inanması onu mü'min yapmaya yetmez.

"Amentu" diye bilinen metinde imanın altı temel ilkesi başlıklar halinde veriliyor. Fakat bu başlıkların bir de ayrıntıları var. Örneğin: "Allah'a inanıyoruz" ama, bizler Müslümanlar olarak nasıl bir Allah'a inanıyoruz? Bunu bilmemiz gerekir. Bunu bilmemiz için de Allah'ı sıfatlarıyla tanımaya ihtiyacımız var. Yine meleklere inanıyoruz, ama melekler nasıl varlıklardır? Bunları bilmemiz gerekir. Allah'ın kitapları derken kastedilen kitaplar nelerdir. Peygamberler kimlerdir ve ne gibi özellikleri vardır. Ahiret günü ile kastedilen nedir? Kaderi nasıl algılamamız gerekir. Bütün bu konuları inşallah önümüzdeki haftalarda ele almaya çalışacağız. En başta inandığımız Allah'ı tanımaya, O'nun sıfatlarını bilmeye ihtiyacımız olduğundan, inşallah önümüzdeki hafta Allah'ın sıfatlarından söz edeceğiz.

Bir Peygamber Kıssası

Yasak Ağaç ve Şeytanın Oyunu

lk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)'in kıssasına devam ediyoruz. Bu hafta Hz. Adem (a.s.)'in cennetten çıkarılması konusu üzerinde duracağız.

Önce Hz. Adem (a.s.)'in cennete yerleştirilmesi konusunda Kur'an-ı Kerim'de yer alan bilgileri aktaralım. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Ve biz: "Ey Adem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada, istediğiniz yerde yiyeceklerden bolca yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, sonra kendi kendilerine haksızlık edenlerden olursunuz" dedik." (Bakara suresi, ayet: 35)

Yine bir ayeti kerimede şöyle buyurulmaktadır: "Ey Adem! Sen de eşinle birlikte cennete yerleş ve orada istediğiniz her yerden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz." (A'raf suresi, ayet: 19)

Yüce Allah, Hz. Adem (a.s.) ile eşini cennete yerleştirerek onlara lütufta bulundu. Fakat bu cennetin ölümden sonra salih kimselerin yerleştirileceği cennet mi olduğu yoksa bol nimetlerin bulunduğu bir başka cennet mi olduğu konusunda ilim adamları farklı görüşler ortaya atmışlardır. Biz bu tartışmalara girmeye gerek görmüyoruz. Fakat cennetin sözlükte bahçe anlamına geldiğini hatırlatmak ve bir de şu noktayı dile getirmek istiyoruz: Yüce Allah, Hz. Adem ile eşini bir imtihandan geçirmek istiyordu. Ayrıca onlara verilen bu ilk hayatın ebedi hayat olmadığını daha başka ayetlerden anlıyoruz. Çünkü bundan önceki sayıda da mealini verdiğimiz ayeti kerimede bildirildiğine göre İblis, Allah'ın katından kovulunca: "Onların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver" demişti. Bu söz, Adem (a.s.) ile onun soyundan geleceklerin önce bir imtihan hayatı yaşayacaklarına, sonra öldürülüp yeniden diriltileceklerine işaret etmektedir. İşte bu ilk imtihan hayatında da şeytanın hile ve vesveselerine karşı denenecek, bu konudaki kararlılıkları ölçülecekti. Böyle bir imtihandan geçirilerek, kulluk görevlerini yerine getirmeleri karşılığında kendilerine sonsuz cennet nimeti lütfedilecekti. Buradan yola çıkarak Hz. Adem ile eşinin ilk girdikleri cennetin ebedi (sonsuz) cennet değil geçici cennet olduğu sonucuna varıyoruz.

Doğal olarak ilk imtihana tabi tutulanlar da Hz. Adem ile onun eşi Havva olmuştur. Yüce Allah onları imtihan için kendilerine: "Ancak şu ağaca yaklaşmayın, sonra kendi kendilerine haksızlık edenlerden olursunuz" diye buyurdu. Onlar için böyle bir yasak konurken karşılarında kendilerine vesvese vermeye çalışan bir şeytan vardı. Bu konuda da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ancak şeytan her ikisinin de ayağını oradan kaydırdı ve kendilerini içinde bulundukları yerden çıkarttı. Biz de: "Birbirinize düşman olarak oradan inin. Yeryüzünde sizin için bir yerleşme yeri ve belli süreye kadar geçiminizi sağlayacak varlık verilecektir" dedik." (Bakara suresi, ayet: 36)

Şeytanın Hz. Adem'le eşini nasıl yanılttığı, nasıl ayaklarını kaydırdığı konusunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunların birçoğu İsrailiyattan yani yahudilerin dini kaynaklarında yer alan rivayetlerden aktarılmış bilgilerdir. Bu bilgiler güvenilir bilgiler değildir. Bu yüzden Hz. Adem ve eşi hakkında Kur'an-ı Kerim'de ve Resulullah (s.a.s.)'ın hadislerinde yer alan bilgilerle, ilim adamlarımızın fikri muhakeme yoluyla bu bilgilerden çıkardıkları sonuçlar dışında kalanlara pek fazla güvenmemeliyiz.

Bu hafta bu bilgileri vermekle yetiniyoruz. Allah nasip ederse önümüzdeki hafta şeytanın Hz. Adem ile eşinin kendilerine konulan yasağı çiğnemelerini sağlamak için nasıl bir hileye başvurduğu, ardından başlarına gelenler, sonra tevbelerinin kabul edilmesi konusunda Kur'an-ı Kerim'de yer alan bilgileri aktaracak ve genel olarak tevbe konusu üzerinde duracağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Pirenin Cenazesi

tel sorumlusu, zengin müşterisine otelin en temiz ve güzel odasını vermişti. Müşteri odasına bakarken yatağa şöyle bir göz atınca, yatağın üzerinde bir pire gördü ve otel sorumlusuna manalı manalı baktı.

Otel sorumlusu:

-Merak etmeyin efendim, bu ölü bir pire.

Ertesi sabah otel sorumlusu zengin müşterisine gece rahat uyuyup uyuyamadığını sorunca, müşteri şu cevabı verdi:

-Valla dünkü sizin o ölü pire vardı ya, cenazesi çok kalabalıktı, gece gözümü bile kapayamadım.

Çorbadaki Kum

Askerliğe yeni başlamış bir er çavuşunun yanına giderek:

-Efendim, çorbada kum vardı.

Çavuş kaşlarını çatarak:

-Ne olmuş yani, buraya yemek beğenmeye değil, vatan toprağını korumaya geldiniz. Bir daha böyle bir şikayet görmeyeyim.

-Evet ama komutanım, biz buraya vatan toprağını yemeye de gelmedik.

Gözlerini Bir Yumsa

Küçük çocuk dedesinin kucağında otururken, birden:

-Dedeciğim gözlerini bir yumsana.

-Neden yavrucuğum?

-Annem geçenlerde "deden gözlerini bir yumsa çok zengin olacağız" diyordu da ondan.

Hazine Kavgası

Temel ve tayfaları iyi bir kavgaya tutuşuyor. Tayfalardan ikisi ölüyor, birçoğu da yaralanıyor. Ne olduğu sorulunca, Temel:

-Hazineyi paylaşamaduk, kavga paşladu pöyle oldi.

-Peki hazine nerede?

-Mesela demuştuk da...

5-6 Gün Sıkar

Temel oğluna yeni ayakkabı almıştı. Ama oğlunun ayakkabıları giymediğini görünce merakla sordu:

-Ayakkabını niye ciymeysun da?

-Beş alti gün ciymeyeceğum.

-O niyedur o?

-Satici peş alti gün sikar demedu mi?<p>

Rafları Taşıyor

Akıl hastanesinde doktor iki hastasına:

-Şu dolabı beraber yukarı çıkarın, dedi.

Biraz sonra hastalardan birinin dolabı omuzlamış oflaya puflaya yukarı çıkardığını gördü.

-Oğlum hani diğer arkadaşın ben size dolabı beraber taşıyın demiştim.

-Arkadaşım dolabın içinde rafları taşıyor doktor bey.

Bilmeceler

  • En duygulu köfte hangisidir? (İçli köfte)
  • İneklerin en sevdiği yol hangisidir? (Samanyolu)
  • 40 tonluk bir TIR'ı tek eliyle kim durdurabilir? (Trafik polisi)
  • Hangi kovana arı girmez? (Mermi kovanına)
  • Hangi yazı okunmaz? (Alın yazısı)
  • En efendi ilçemiz hangisidir? (Beyşehir)
  • Bir zenci kutuplara gidince ne olur? (Çikolatalı dondurma)
  • Çarşamba nerede Cuma'dan önce gelir? (Sözlükte)
  • Adamın biri bir binanın önünden geçerken kafasına radyo düşmüş bir şey olmamış neden? (Radyoda hafif müzik çalıyormuş)
  • Doğrulardan Seçmeler

    Küçük Kuşun Öğüdü

    damın biri küçük bir kuş avladı. Kuş:

    -Beni ne yapacaksın? diye sordu.

    Adam:

    -Kesip yiyeceğim, dedi.

    Kuş:

    -Vallahi benim etim ne senin et yeme ihtiyacını giderir, ne de aç karnını doyurur. Beni kesip yemekle eline bir şey geçmez. Gel beni serbest bırakman karşılığında ben sana üç öğüt vereyim. Bunlar sana benim etimden daha hayırlıdır. Ancak bu öğütlerden birini senin elinde, ikincisini elinden uçup dala konduğumda, üçüncüsünü de karşıki tepenin eteğine konduğumda söylerim, dedi.

    Adam:

    -Pekala, söyle bakalım neymiş öğütlerin, dedi.

    Kuş:

    -Birincisi: Elinden kaçan bir şeyin ardından ah çekme! dedi.

    Bu ilk öğütten sonra adam söz verdiği üzere kuşu salıverdi ve:

    -Haydi ikinci öğüdünü söyle, dedi.

    Kuş yüksekçe bir ağacın dalına konunca:

    -Olmayacak bir şeye inanma, dedi ve uçup tepenin eteğine kondu.

    Adam:

    -Şimdi de üçüncüyü söyle bakalım, dedi.

    Kuş:

    -Ey ahmak adam, beni kesseydin, benim karnımdan her biri yirmi miskal ağırlığında iki tane inci çıkaracaktın, dedi.

    Kuş bunu der demez adam hemen büyük bir üzüntüyle:

    -Eyvah! diyerek çırpınmaya başladı ve kuşa:

    -Haydi artık üçüncü öğüdünü söyle, dedi. Bunun üzerine kuş:

    -Sen daha şimdiden iki öğüdümü unuttun, üçüncüyü söylesem ne yararı olacak. Sana ben, elinden kaçan bir şeyin ardından ah çekme ve olmayacak bir şeye inanma, demedim mi? Ahmak adam, benim kanım, kanadım ve kemiklerimin toplamı yirmi miskal gelmez. Yirmi miskal ağırlığında iki taş karnımda nasıl olabilir? dedi ve uçup gitti.

    Evet sevgili çocuklar bizler karşılaştığımız hadiseler karşısında mutlaka iyice düşünerek, akla ve mantığa uyacak sonuçlara varmaya çalışmalıyız. Eğer karşılaştığımız hadiselerde başkalarının bizi yönlendirmesine göre hareket eder ve düşüncesizce davranırsak bizler de hikayedeki adam gibi sürekli eyvah der, ahmak durumuna düşeriz.

    Güzel Sözler

    Kanaatkar yaşa sultan olursun. (Hz. Ali)

    Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz. (Franz Kafka)

    Karanlığa küfredeceğine bir mum yak. (Konfiçyüs)

    Akıllı kişinin dili kalbinin arkasındadır. (Hasan Basri)

    Düşünürlerin aydınlatmadığı bir toplumu, şarlatanlar aydınlatır. (Condorcet)

    Bir önderin yanılması bütün halkın yanılmasına yol açar. (Monteigne)

    Bir kimseye söz vermeden önce iyi düşün, fakat verdiğinde sözünden dönme. (Ali Fuat Başgil)

    En iyi nasihat, iyi örnek olmaktır. (Malcolm X)

    Allah'ı bilene ağır gelen ibadet yoktur. (İbnu Ata)