Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Geçen hafta Yugoslavya'nın eski diktatörü Tito'nun ölüm anında sarf ettiği sözleri aktarmıştık. Tito bu sözlerinde, dünyada yapılanların karşılıksız kalmayacağına, her şeyin bir hesabının olacağına artık inanma gereği duyduğunu dile getiriyordu.

Peki Tito bu gerçeği neden ölüm gelip kapıya dayanmadan önce söylemekten çekinmişti. Çünkü dünyanın zevkleri ona tatlı gelmişti. Üstelik bu dünyada yaşadığı ülkenin başına geçerek oldukça geniş imkanlar elde etmişti. Oradaki saltanatını sürdürebilmek için kendini rahat ve serbest hissetmek istiyordu. Kendisine ve iddialarına karşı gelenleri cezalandırmak istediğinde herhangi bir engelle karşılaşmak istemiyordu. Bu engelin kendi iç dünyasından, vicdanından gelen bir ses olması bir şeyi değiştirmeyecekti. O başkalarını susturduğu gibi kendi iç dünyasından, vicdanından gelen sesleri de susturmuştu. Artık sadece kendisine hoş ve tatlı gelen işleri yapmak istiyordu. Allah'a ve ahirete inansaydı kendini bu kadar rahat hissedemeyecekti. Birine haksızlık ettiğinde onun bir cezasının olduğunu düşünmesi onun için bir engel teşkil edecekti.

Tito burada sadece bir örnektir. Sapıklık içinde olanların birçoklarını inkâra yönelten en temel sebep işte bu düşüncedir. Yani dünya zevklerinin çekiciliğine kapılan biri dünyasını tam bir rahatlık ve serbestlik içinde yaşamak için ahirette karşılaşacağı hesabı düşünmek istemiyor. Onu düşünmek istemeyince de inkâr etmeyi yeğliyor. Özellikle birtakım kötülüklere saplanmış ya da Allah'ın yasak ettiği bilinen işleri yapmayı alışkanlık edinmiş olanlar kendilerini bu kötülüklerden uzaklaştırma konusunda başarılı olamayınca, onları yasaklayan inançlara karşı çıkmayı tercih ediyorlar. Yaptıklarından dolayı sorgulanmak, cezalandırılmak istemiyorlar. Bu konuda kendilerini rahat hissedebilmek için ölümden sonraki hayatı, o hayatta cezanın ve mükafatın olacağını inkâr etmeyi tercih ediyorlar. Sonra bu konuda kendilerini haklı çıkarabilmek için birtakım arayışların içine giriyorlar. Bazıları "evrim teorisi" diye bilinen tutarsız teoriye tutunuyorlar. Bazıları birtakım filozofların görüşlerini kendi inkârcılıklarına dayanak edinmeye çalışıyorlar. Bazıları da kendi kafalarına göre yorumlar yaparak seçtikleri yolda kendilerini haklı çıkarma çabası içine giriyorlar.

Ama ölüm gelip boğaza dayanınca işler değişiyor. Artık hayatın zevklerinden bir şey kalmamıştır. İşte o anda insan ölüm sonrası üzerinde biraz daha gerçekçi bir bakış açısıyla düşünme gereği duyuyor. Bütün bir hayat boyunca yaptıkları gözünün önüne geliyor ve onların karşılıksız kalmayacağını düşünmekten kendini alıkoyamıyor.

Bizim bu açıklamalarımız karşısında bazıları belki: "Hayır, ben zevklerimin sürüklemesi sebebiyle değil düşünerek bu yolu seçtim" diyebilirler. Bu şekilde düşünenler aslında kendilerini yanıltmaktadırlar. Neden mi? Allah'ın izniyle gelecek haftaki buluşmamızda bu konuyu ele alalım.

Dinimizi Öğrenelim

Şehadet Kelimesi ve İman

undan önceki derslerimizde ele aldığımız üzere "şehadet kelimesi" adeta İslam'ın parolasıdır. Bir kimsenin Müslüman kabul edilmesi bu sözü söylemesine bağlıdır. Şehadet kelimesinin nasıl bir anlam taşıdığını bundan önceki derslerimizde açıkladık. Peki şehadet kelimesini dil ile söylemek yeterli midir?

Bir kimsenin başkaları tarafından Müslüman olarak kabul edilmesi için bu sözü yani şehadet kelimesini söylemesine ve bu sözün gereklerini yerine getirmesine bakılır. (Bu sözün gereklerini inşallah bundan sonraki derslerimizde ele alacağız.) Fakat Allah katında Müslüman olabilmek için bu sözü dil ile söylemek yeterli değildir. Aynı zamanda kalben de inanmak gerekir. Şehadet'in kelime olarak "şahitlik" anlamına geldiğini dile getirmiştik. Eğer bir kimse bu sözün ifade ettiği anlama kalben inanmadığı halde dil ile söylerse bir bakıma yalancı şahitlik etmiş olur. Bu gibilere de İslam literatüründe "münafık" denmektedir.

Bütün bu konular karşımıza bazı kavramları çıkarıyor: Müslüman, mü'min, kafir, müşrik, münafık

Şimdi bu kavramları teker teker ele alalım:

Müslüman: Bu kelimenin aslı Müslim'dir. Sözlükte "teslim olan" anlamına gelir. İslam da zaten Allah'a teslim olma, O'nun ilahi gücü karşısında boyun eğerek, peygamberi yoluyla insanlara bildirdiği dini kabul etme anlamına geldiğinden İslam'ı kabul edene Müslim denir. Ancak sonradan kelimenin sonuna Farsça çoğul eki olarak kullanılan "an" eki eklenmiş ve Türkçe'ye bu şekliyle geçmiştir. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bir kimsenin toplumda Müslüman kabul edilmesi için şehadet kelimesini söylemesi ve İslam'ın temel ilkelerini kabul etmesi yeterlidir. Ancak Allah katında Müslüman kabul edilmesi söylediği şeyleri kalben de onaylamasına bağlıdır.

Mü'min: Mü'min kelimesi genellikle Müslüman kelimesiyle aynı anlamda kullanılır. Dini literatürde de genellikle aynı anlamda kullanılır. Ancak sözlükte "inanan, iman eden" anlamındadır. Yani burada daha çok kalbin fonksiyonu öne çıkmaktadır.

Kafir: Bu kelime İslam'ı kabul etmeyen, Allah'ın vahiyle bildirdiği gerçekleri inkâr eden kimse hakkında kullanılır. Sözlükte "gizleyen, saklayan, yerin altına gömen" anlamındadır. İslam'ın ortaya koyduğu gerçekleri inkârda da böyle bir durum söz konusudur. Bunu yapanlar gün gibi ortada olan gerçekleri adeta hem kendi gözlerinden hem de başkalarının gözlerinden saklamak için onları gizlemeye çalışmaktadırlar. İşte bu yüzden onlara "kafir" denmektedir.

Müşrik: Allah'a ortak koşan bir kimse hakkında kullanılan tabirdir. Sözlükte bir varlığı başka bir varlığa ortak eden, ortak koşan anlamına gelir. Yani bir müşrik normalde Allah'ın varlığını inkâr etmez, ama O'nun birliğini, tek ilah olduğunu inkâr eder. O'ndan başka da ilahlar bulunduğunu ve bu ilahların varlıklar alemine birlikte hükmettiklerini ileri sürerler.

Münafık: Yukarıda da belirttiğimiz üzere kalbiyle iman etmediği halde diliyle iman ettiğini söyleyen kimseye münafık denir. Sözlükte de ikili hareket eden, iki yüzlü gibi anlamlara gelir. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de cehennemin en alt tabakasında olacaklarını bildirmektedir.

Böylece insanların inanç durumlarıyla ilgili kavramları açıklamış olduk. Gelecek haftadan itibaren Allah'ın izniyle bir kimsenin mü'min olmasının neleri gerektirdiği konularına başlayacağız.

Bir Peygamber Kıssası

Şeytanın Hz. Adem'e ve Soyuna Düşmanlığı

undan önceki haftalarda ele aldığımız üzere şeytan, Hz. Adem (a.s.)'e secde edilmesi konusunda Allah'ın emrini yerine getirmediğinden dolayı bulunduğu yerden kovulup aşağı indirildi. Böyle bir sonuçla karşılaşmasının sebebinin Hz. Adem (a.s.) olduğunu düşündü. Bu yüzden ona ve nesline karşı içinde bir kin ve düşmanlık duygusu oluştu. Oysa onun böyle bir sonuçla karşılaşmasının sebebi kendi hatası, kendini büyük görerek Allah'ın emrine karşı gelmesiydi. Kendisini cezalandıran da Yüce Allah'tı. Yani olan bitenler tümüyle Hz. Adem (a.s.)'in dışında vuku bulmuş, onun herhangi bir şeye müdahalesi olmamıştı.

İlginçtir ki insanların bazılarında şeytanın bu düşüncesine benzer düşüncelerle karşılaştığımız oluyor. Birilerini kıskanırlar. Bu kıskançlıkları kendilerini bazı yanlışlıklara sürükler. Sonra bu hataları yüzünden başlarına bir şeyler gelir. Hal böyle olunca başlarına gelenlerden o kıskandıkları kişileri sorumlu tutarlar ve bu yüzden onlara karşı kin ve düşmanlıkları artar. Artık onlara karşı ilk fırsatta bir kötülük yapabilmek için ellerinden geleni yaparlar. İşte bu düşünce de şeytandan insanlara geçen bir düşüncedir. Şeytan gibi olmamak ve onun karşılaştığı sonuçla karşılaşmamak için bu gibi düşüncelerden sakınmak gerekir.

Bunu hatırlattıktan sonra şeytanın Hz. Adem (a.s.)'e ve onun soyuna düşmanlığıyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de yer alan bilgileri aktaralım:

"(İblis): "Onların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver" dedi. (Allah): "Haydi, sen kendilerine mühlet verilenlerdensin" dedi. (İblis de) şöyle dedi: "Beni azgınlığa düşürmene karşılık onlara karşı senin doğru yolunun üstünde oturacağım. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Böylece sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın." (Allah da) şöyle dedi: "Oradan kınanmış ve kovulup aşağılanmış olarak çık. Onlardan kim sana uyarsa (bilin ki) cehennemi hep sizinle dolduracağım." (A'raf suresi, ayet: 14-18)

Yüce Allah aynı zamanda şeytanın, Hz. Adem'e ve eşine olan düşmanlığını kendilerine hatırlattı. Bu konuda da Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:

"Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem! Şüphesiz bu (yani şeytan), sana da, eşine de düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Sonra zorluk çekersin." (Taha suresi, ayet: 117)

Şeytanın Hz. Adem'in soyundan gelenlere yani tüm insanlığa düşmanlığı hakkında da Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:

"Ey Ademoğulları! Size, şeytana kulluk etmeyin; çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır diye bir and vermedim mi?" (Yasin suresi, ayet: 60)

İşte bütün bu ayet-i kerimelerde verilen bilgiler şeytanın Adem (a.s.)'e ve soyuna olan düşmanlığı hakkında ibret verici bilgilerdir. Allah'ın izniyle önümüzdeki hafta da şeytanın bu düşmanlığının nasıl dışa yansıdığı hakkında bizi düşündüren bir gelişmeye, Adem (a.s.) ile eşinin cennetten çıkarılmasına yol açan gelişmeye temas edeceğiz. Bu konuda da inşallah Kur'an-ı Kerim'de yer alan bilgilerden yola çıkacak, o bilgilerin aydınlığında tefsir alimlerimizin yaptığı açıklamalardan da yararlanmaya çalışacağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Aldığı Gibi

ayvanat bahçesi müdürüne giden adam:

-Size birkaç siparişim var?

-Buyrun beyefendi, temin edebilirsek memnuniyetle..

-Siparişlerim şöyle, 150 fare, 5000 pire, 2500 tahtakurusu.

-Hay Allah, bu kadar hayvanı ne yapacaksınız beyefendi?

-Evi, çıkarken ev sahibine aldığımız gibi teslim etmemiz gerekiyor da.

İki Kez Hakaret

Amerikalı taksi şoförü, müşterinin verdiği bahşişi beğenmeyip, şikayetçi bir tarzda konuşur:

-Bahşiş olarak yalnızca 15 sent mi veriyorsunuz? Bu bana hakarettir.

-Peki size ne kadar vereceğimi umuyordunuz?

-Hiç olmazsa bir 15 sent daha.

-Doğrusu size iki kez hakaret etmek istemem.

Çobanın Hesabı

Ağa elinde bir koyun derisiyle karşısına gelen çobana sinirli sinirli sorar:

-Koyunlar nerede? Çoban başladı anlatmaya:

-Yağmur yağdı, şimşek çaktı, yetmiş ikisinin ödü patladı. Önden gitti beş toklu, geri kaldı beş toklu, onunu verdim kasaba, onunu da katma hesaba. Kurt kaptı birisini, getirdim birinin derisini, al ağam derisini sorma artık gerisini...

Bu sözlere iyice sinirlenen ağa yakınında duran yoğurt kabını çobanın yüzüne fırlatır. Yüzü gözü yoğurt içinde kalan çoban pişkince:

-Hesabı doğru verenin yüzü ak çıkarmış.

Gezmediğiniz Yer Kalmamış

Bir kaç Amerikalı Avrupa seyahatine çıkmışlardı. Vezüv yanardağını da ziyaret ettiler. Kraterin içine baktıklarında biri:

-Vay canına! Aynı cehennem gibi, dedi.

Amerikalıların rehberi hayretle gülerek:

-Siz Amerikalılar yaman adamlarsınız vallahi, gezmediğiniz yer kalmamış.

Oynatmaktan Kurtarmış

Cimrinin biri arkadaşıyla konuşuyordu:

-Zavallı bir dilenciye sana 1 milyar versem ne yaparsın? dedim.

-Sevincimden aklımı oynatırım, dedi.

Arkadaşı sordu:

-Peki sen ne yaptın?

-Ne yapayım adamı aklını oynatmaktan kurtardım.

Kıyamete Kadar

-Alo Ahmet beyle görüşmek istiyorum, orada mı?

-Hayır efendim, yoklar.

-Ne zaman gelirler acaba?

-Hiç belli olmaz efendim.

-Geldiğinde ne kadar kalır?

-Kıyamete kadar.

Karşıdaki şaşırarak sordu:

-Affedersiniz orası neresi?

-Belediye mezarlığı.

Görüntü İyi Ses Parazitli

Hayatının büyük bir kısmını televizyon başında geçiren zamane çocuklarından birinin annesi hastalanmış, sesi de kısılmıştı. Akşam eve gelen baba kapıda çocuğa sordu:

-Annen nasıl oğlum.

-Görüntü iyi ama ses parazitli baba.

Bilmeceler

  • Hangi köye kimse gitmek istemez? (Tahtalı köye)
  • Hangi havada yağmur yağmaz? (Oyun havası)
  • Bir yılan bir kirpiye sarılırsa ne olur? (Dikenli tel)
  • İnsan ne yediği zaman üzülür? (Kazık)
  • Fareleri her zaman kovalayan nedir? (Kuyrukları)
  • Denizler niçin tuzludur? (Balıklar kokmasın diye)
  • Balıkla mektup arasında ne benzerlik vardır? (İkisi de pulludur)
  • Tarihin en güzel kokulu devri hangisidir? (Lale devri)
  • Doğrulardan Seçmeler

    Minik Kızım

    urcu burcu kokusu var
    Minik kızım güzel kızım.
    Mışıl mışıl uykusu var
    Minik kızım güzel kızım.

    Cennet kokar her nefesi
    Öper koklarsa annesi.
    Evimizin tek neşesi
    Minik kızım güzel kızım.

    Serpilesin dalın olsun
    Gül açasın balın olsun
    Güzel ahlak malın olsun
    Minik kızım güzel kızım.

    Hüseyin Öztürk

    Üç Balık

    Bir tarafı büyük bir nehre açılan bir gölde üç balık arkadaşça yaşayıp gidiyormuş. Bir gün nehirdeki balıkçılar gölün kenarına geldiklerinde, üç arkadaş balıkları görmüşler.

    "Yarın balık ağımızı şuraya atarız," diyerek çevreye göz attıktan sonra çekip gitmişler. Balıklardan Ahzem isimlisi, balıkçıların bu keşfinden niyetlerini anlayarak hemen büyük nehre sıvışıp gitmiş.

    Ertesi sabah, avcılar ağlarını attıkları zaman felaketi Hazim adındaki ikinci balık da görmekte gecikmemiş, fakat geç kalmıştı. Gölün nehirle birleştiği yeri balıkçılar kapatmış. Kaçmaya imkanı yokmuş. Ne yapmalıydı? Hemen aklına bir çare gelmiş. Güya kendi kendine ölmüş gibi yaparak, suyun yüzüne çıkıp hareketsiz beklemeye başlamış. Böyle ölmüş bir balığı beğenmeyen balıkçılardan biri, onu tuttuğu gibi doğruca nehir tarafına fırlatmış. Balık çırpına çırpına nehre kadar varmış kendisini son bir gayretle nehre atarak ancak kurtulabilmiş. Üçüncü balık ise tam bir acziyet göstermiş. Balıkçılar ağları attıktan sonra aklı başına gelmiş ancak iş işten geçmiş. Son bir ümitle oraya buraya atılmışsa da, sonunda ağa düşerek avcıların eline geçmiş.

    (Kelile ve Dimne'den)

    Evet sevgili çocuklar hikayemizden de anlayabileceğimiz gibi her canlı etrafında olup bitenlere karşı dikkatli olmak zorundadır. Gençlerimiz ise bu konuda daha da dikkatli olmak zorundadırlar. Çünkü bugün etrafımız özellikle gençleri ağlarına düşürmek isteyen, onları inançlarına yakışmayacak düşüncelere yöneltmek için ağlarını atmış bekleyen avcılarla dolu. Ağ olarak da genellikle kötü arkadaş, medya, reklam vb. araçları kullanmaya çalışıyorlar. Bu açıdan etrafımızı saran tuzaklar ve ağlar karşısında dikkatli olmak zorundayız. Çünkü o ağlara kendimizi kaptırmamız durumunda artık kurtulmak zor ve hatta imkansızdır.