Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Geçen hafta çocukluğumda "inanç" konusunda beni yönlendiren birtakım düşüncelerimden söz etmeye başlamış ve Allah inancı konusundaki düşüncelerimi aktarmıştım. Ahiret inancı konusunda neler düşündüğümü de bu haftaya bırakmıştım.

O zaman henüz Hz. Ali (r.a.)'nin bir müşrike: "Ben her bakımdan senden kazançlıyım. Çünkü senin dediğin doğru çıkarsa (yani iddia ettiğin gibi ahiret diye bir şey olmazsa) senin de benim de sonum aynı olacak. Senin benden farklı bir tarafın olmayacak. Ama benim dediğim doğru çıkarsa -ki ben doğruluğundan şüphe etmiyorum- o zaman ben kurtulacağım sen ise kaybedeceksin" dediğini bilmiyordum. Ama ilginçtir ki o zaman aynı şeyi ben de düşünmüştüm. Çünkü aklın yolu birdir.

Ben de o zaman bazen yalnız kaldığım zamanlarda ahiret konusu üzerinde düşünüyordum ve: "Ahirete inanmak her bakımdan olumludur. Çünkü ölümden sonra diriliş olmazsa o zaman herkesin durumu aynı olacak. Dolayısıyla ahirete inanmamanın bu yönden insana kazandırdığı bir şey yok. Ama ölümden sonra diriliş olursa o zaman iman edenler kazançlı, inkâr edenler zararlı çıkacaklardır" diyordum kendi kendime.

Beni ahiret inancına götüren bir düşünce de şu olmuştu: Birinci sayımızdaki sohbette de dile getirdiğim üzere, varlıklar alemindeki mükemmel düzen insanı yaratılış gerçeğine götürüyor. Çünkü bu mükemmel düzenin tesadüflerin eseri olması mümkün değildir. Cisimlerin kendi kendilerini yoktan var etmeleri de söz konusu olamaz. Ayrıca varlıklar alemindeki düzen sadece yaratılıştaki düzenle kalmamış. Hayat devam ettiği sürece bu düzen de devam ediyor. Peki bu düzenin sahibi insanların yaptıklarını karşılıksız mı bırakacak? Bu dünya hayatında insanlar birbirlerine haksızlık ediyorlar. Birçoklarının haksızlığı yanlarına kalıyor. Birçokları iyilikler yapıyorlar ama iyiliklerinin karşılığını tam olarak göremiyorlar. Hatta bazen iyiliklerine karşılık kötülük gördükleri bile oluyor. Bazen birine bir iftira atılıyor, onun gerçeği ortaya çıkarılamıyor; ortaya atılan şey iftiraya uğrayan kişinin üzerinde bir leke olarak kalıyor. Eğer bu varlıklar aleminin bir yaratıcısı ve sahibi varsa -ki varlıklar aleminde gördüğümüz mükemmel düzen bunun kesin olduğu sonucuna götürüyor- o sahip ve yaratıcı bütün bu yapılanları karşılıksız bırakmayacaktır.

Ben daha ortaokul çağımda bunları düşünmüştüm. Ama yıllar sonra Yugoslavya'yı uzun süre demir yumrukla yöneten eski komünist diktatör Tito'nun da ölüm esnasında benzer düşünceleri dile getirdiğini öğrendim.

Tito'nun ölüm esnasında neler konuştuğunu onu yakından tanıyan bir kişinin anlatımıyla sizlere aktaracağım inşallah. Ama gelecek hafta.

Dinimizi Öğrenelim

Şehadet ve Kelime-i Şehadet

eçtiğimiz hafta genel olarak iman kavramı üzerinde durmuş ve bu hafta da "şehadet" kavramı üzerinde duracağımızı belirtmiştik.

"Şehadet" kelime olarak "şahitlik" anlamına gelir. Bir insanın bir konuda şahitlik etmesi, o konuda kesin bir bilgiye ve kanaate sahip olmasına bağlıdır. Şüpheye dayanan şahitliğin geçerliliği olmaz. İslam'ın şehadeti de böyledir. Yani insanın "şehadet" etmesi şehadet ettiği konuda kesin kanaate vardığını gösterir.

İslam'ın şehadeti "kelime-i şehadet" olarak bilinen sözle özet bir şekilde ifade edilir. "Kelime" Türkçe'de "sözcük" anlamında kullanılır. Ama Arapça'da "söz" anlamındadır. Dolayısıyla sadece bir sözcükten ibaret olması gerekmez, birden fazla sözcük de içerebilir. Bu yüzden "şehadet" ifadesinde birden çok sözcük bulunmasına rağmen yine buna "kelime-i şehadet" denir.

Kelime-i şehadetin Arapça metni: "Eşhedu en la ilahe illa'llah ve Eşhedu enne Muhammeden Resulullah" şeklindedir. Bunun Türkçe'deki karşılığı ise şöyledir: "Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed O'nun peygamberidir." Bu söz bazen: "Eşhedu en la ilahe illa'llah ve Eşhedu enne Muhammeden Abduhu ve Resuluh" şeklinde söylenir ki bu da: "Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed O'nun kulu ve peygamberidir" anlamına gelir. Bir insan işte bu sözü söyleyerek İslam'a girer yani Müslüman olur. Bu yüzden bu söz adeta İslam'ın bir parolası haline gelmiştir.

Bu söz iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Allah inancıyla, ikinci bölüm ise peygamber inancıyla ilgilidir. Birinci bölümde Allah'tan başka ilah olmadığını söylerken öncelikle Allah'ın bir ilah olduğunu kabul etmiş oluyor, sonra da O'nun tek ilah olduğunu, O'ndan başka ilah bulunmadığını ifade ediyoruz.

Peki "ilah" nedir? "İlah" kelimesi her dilde o dile özgü bir sözcükle karşılanır. Türkçe'de de bu kelimenin karşılığı olarak "Tanrı" kelimesi kullanılır. İnsanlar "Tanrı" derken çoğu zaman insan üstü güce sahip bir varlığı kastetmişlerdir. İslam literatürüne göre ise ilah, bütün yaratıkları yoktan var eden, onların üzerinde kesin (mutlak) güce sahip olan varlıktır. İlah yaratıklarından hiçbirine benzemez ve sonradan var edilmemiştir. İşte Allah, bir ilahın sahip olması gereken özelliklere sahip olan tek varlıktır. Bu yüzden ondan başka ilah yoktur. Allah'ın tek bir ilah olduğuna ve O'ndan başka ilah olmadığına inanmaya İslam'da tevhid inancı denir. Tevhid inancı ise İslam'ın kesin şartıdır. Bir insan tevhid inancına sahip olmadığı sürece Müslüman olamaz. Bu yüzden şehadet sözünün birinci bölümünde "tevhid inancı" özellikle vurgulanır.

Şehadet sözünün ikinci bölümünün açıklamasını gelecek haftaya bırakarak şimdilik bu kadarlık bilgi vermekle yetinmek istiyoruz.

Bir Peygamber Kıssası

İlk İnsan ve İlk Peygamber Hz. Adem

eçtiğimiz hafta Hz. Adem (a.s.)'in kıssasını Kur'an-ı Kerim ayetleriyle özet olarak sizlere aktarmış fakat bunların biraz açıklanması gerektiğini ifade etmiştik. Bu hafta işte o ayetlerde yer alan bazı bilgilerin kısa açıklamalarını yapmaya çalışacağız.

Yüce Allah, yeryüzünde bir "halife" var edeceğini meleklere bildirdi. Halifenin ne olduğu hakkında geçen hafta özet bilgi vermiştik. Yüce Allah, yeryüzünde kendisine kulluk eden, emirlerini tutan, yasaklarından kaçınan bir varlık yaratmak istiyordu. Bunu meleklerine bildirdi.

Melekler, Allah'ın emirlerini eksiksiz bir şekilde yerine getiren, O'na gereği gibi ibadet eden varlıklardır. Bu açıdan melekler yaratılış itibariyle günah işlemekten uzaktırlar. Çünkü onların yaratılıştaki özellikleri budur. Ama, Allah'ın yeryüzünde yaratmak istediği, belli bir iradeye yani seçme imkanına sahip, günah işlemeye de iyilik yapmaya da müsait bir yaratık olacaktı. Bu yüzden melekler telaşlandılar ve yaratılacak varlığın yeryüzünde bozgunculuk çıkarabileceğinden korktular. Bu korkularını da Allahu Teala'ya bildirdiler. Ama Allahu Teala, onların bilmediğini biliyordu.

Yüce Allah sonuçta Adem (a.s.)'i yarattı. Meleklere, kendilerinin bilgi ve yetkilerinin sınırlı olduğunu göstermek için de Adem (a.s.)'e onların bilmediği şeyleri öğretti. Sonra bunları meleklere sordu. Melekler ise: "Senin şanın pek yücedir. Biz senin bildirdiğinin dışında bir bilgiye sahip değiliz. Şüphesiz sen her şeyi bilen ve hikmet sahibi olansın" diyerek bu konudaki eksikliklerini itiraf ettiler. Aynı şey Adem (a.s.)'e sorulunca cevap verdi.

Daha sonra Yüce Allah, meleklere ve bu arada İblis'e Adem (a.s.)'e secde etmelerini istedi. Bu aslında onlara, Allah'ın üstün güç ve iradesine teslim olmaları emriydi. Tüm melekler bu emrin gereğini yerine getirdikleri halde şeytan büyüklenerek itiraz etti. İblis'in niçin secde etmediği konusunda Kur'an-ı Kerim'in başka ayetlerinde açıklamalar bulunmaktadır. Örneğin bir ayeti kerimede şöyle buyurulur: "(Allah): "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan ne oldu?" dedi. O da: "Ben ondan üstünüm. Beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın" dedi." (A'raf suresi, ayet: 12) Bir başka ayeti kerimede de şöyle buyurulur: "Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. O: "Ben bir çamur olarak yarattığına mı secde edeyim?" demişti." (İsra suresi, ayet: 61)

Bu ayeti kerimelerden İblis'in büyüklenmekten ve kendi aslını üstün görmekten dolayı Adem (a.s.)'e secde etmediğini ve bu yüzden de Allah'ın emrine karşı geldiğini anlıyoruz. İşte bu hususlar, üzerinde durup düşünmemiz ve bazı dersler almamız gereken hususlardır. Allah izin verirse önümüzdeki hafta İblis'in tutumunun bir değerlendirmesini yapmaya ve birtakım dersler çıkarmaya çalışacağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Sürüngen

ğretmen sınıfa dönerek:

-Evet çocuklar, artık hayvanların türlerini öğrenmiş olduk, dedikten sonra kendisini dinlemeyen Ali'ye dönerek:

-Evet Ali, şimdi bana sürüngenlerden bir örnek ver, bakalım.

-Benim on aylık kardeşim, öğretmenim.

Oyuncakçıda

Yaramaz çocuk, babasıyla oyuncakçıya girdi. Uzun uzun oyuncakları inceledikten sonra elektrikli bir araba seçti. Kasada oyuncağın parasını öderken, babası bezgin bir şekilde çocuğa döndü ve:

-Sardırayım mı, yoksa burada mı kıracaksın?"

Şaşıracak

Uçak, Yeşilköy havaalanından havalanmıştı. Bakırköy Akıl Hastanesi'nin üzerinden geçerken, pilot birden gülmeye başladı. Hostes meraklandı. Pilota neden güldüğünü sorunca, pilot gülmesine devam ederek, şu cevabı verdi:

"Başhekim kaçtığımı öğrenince kim bilir nasıl şaşıracak."

Karımı Görseydin

Şair Hakkı bey çirkinliğiyle meşhur olmuş bir insandı. Bir gün bir meslektaşı, düşüncesizce:

-Ya Hakkı, sana baktıkça zevcen olacak hanıma acıyorum, demiş.

Hakkı bey derin bir iç geçirdikten sonra:

-Ahh arkadaşım, benim hanımı görseydin sen asıl bana acırdın.

Arı Sokmuş

Öğretmen öğrencisine sordu:

-Niçin geç kaldın bakayım?

-Arı soktu öğretmenim.

-Nereni soktu?

-Söyleyemem öğretmenim.

-Geç öyleyse otur yerine.

-Oturamam öğretmenim.

Ödev

Okuldan koşarak eve dönen çocuk:

-Babacığım, okulda zayıf not aldım.

-Neden oğlum?

-Akşam ödevimi yanlış yapmışsın.

Ölmek Gerekir

Din dersi öğretmeni sorar:

-Söyle bakayım kızım, cennete gitmek için ne gerekir?

-Ölmek gerekir öğretmenim.

Günler Uzadı

Öğretmen sorar:

-Bir gün kaç saattir?

Öğrenci:

-Yirmi beş.

-Yirmi beş mi? Hiç öyle şey olur mu?

-Geçen gün günlerin bir saat uzadığını söylemediniz mi efendim?

Ben Nereye Oturayım?

Gayet şişman bir adam kızını çağırır:

-Gel kızım kucağıma otur da seni biraz seveyim.

-Kucağına karnın oturmuş babacığım, ben nereye oturayım?

Yanında Çok Oturma

Ağır bir hastayı ziyarete gelip saatlerce oturan bir adam, giderken hastaya sorar:

-Birader! Vasiyetin var mı?

Hasta, "Evet" der ve ekler:

-Bir hastayı ziyarete gittiğin zaman yanında çok oturma.

Bilmeceler

Hakim ile Hakem arasında ne fark vardır. (Hakem dışarı, hakim içeri atar)

Hangi yaprak solmaz. (Defter yaprağı)

Bir otomobil ne zaman bir trenle aynı hızla gider. (Otomobil trene yüklendiği zaman)

Gözle görülür, elle tutulmaz Hiç yerinde duramaz Ağzına sığar, dağlara sığmaz O olmazsa yaşanmaz. (Hava)

Kanatları yok, havaya çıkar Kazması yok, toprağı kazar. (Ağaç)

Doğrulardan Seçmeler

Kapatın Televizyonları

ül dudaklar kilitli
Tatlı dilleri tutsak
Kapatın televizyonları
Çocuklar konuşacak

Bölüşmek istediği
Dertler var kucak kucak
Kapatın televizyonları
Çocuklar anlatacak

Onlar bir robot değil
Koşmalı köşe bucak
Kapatın televizyonları
Çocuklar oynayacak

Sanki bir kan çiçeği
Gözler uykudan uzak
Kapatın televizyonları
Çocuklar uyuyacak

Bestami Yazgan

Topal Ali Bey

Ali bey, mahallenin sessiz, sakin bir kişisiydi. Yıllarca önce geçirdiği bir kaza sonucu bir ayağı sakat kaldığından, aksayarak yürüyordu. Mahallenin çocukları da ayağı aksayan Ali beyi nerede görürlerse bağırarak onun için uydurdukları şarkıyı söylüyorlardı:

"Bakın geliyor hey,

Topal Ali bey,

Dans ederek koşuyor,

Gülerek oynuyor."

Yine bir gün çocuklar böyle bağırarak Ali beyin peşinden koşarken, adam dayanamayıp yerden bir taş alıp çocuklara fırlatır. Aksilik ya taş bir çocuğun başına gelerek çocuğun yaralanmasına neden olur.

Çocuğun babası hemen mahallenin kadısına gider:

-Kadı efendi, Ali bey benim çocuğuma taş atarak yaralamış, ondan davacıyım, der.

Kadı adamlarını gönderip Ali beyi getirtir ve:

-Sen bir çocuğa taş atarak yaralamışsın, yasalara göre sana ceza vermek zorundayım, diyeceğin bir şey var mı? demiş. Ali bey:

-Cezala gönlün olsun, herkes buna gülsün, demiş. Kadı:

-Tabii ceza vereceğim ama senin söyleyecek hiç bir şeyin yok mu? demiş. Ali bey yine:

--Cezala gönlün olsun, herkes buna gülsün, demiş. Kadı sinirlenerek:

-Başka söyleyeceğin bir şey yok mu? demiş. Ali bey yine:

-Cezala gönlün olsun, herkes buna gülsün, demiş. Ali bey bunları söylerken bir yandan da sürekli yerinde zıplayıp duruyormuş. Kadı Ali beyin sözlerine ve bu hareketlerine çok sinirlenmiş ve adamlarına:

-Bu adam beni deli edecek, atın şunu zindana, deyince Ali bey kadıya dönerek:

-Kadı efendi, ben sadece üç defa "cezala gönlün olsun, herkes buna gülsün" dedim sizin tepeniz attı. Bu çocuklarsa yıllardır benim arkamdan koşarak, "Bakın geliyor hey, Topal Ali bey, Dans ederek koşuyor, Gülerek oynuyor" diye bağırıyorlardı. Ben haksız mıyım şimdi? demiş. Kadı gözlerini yere indirip, başını hafifçe sallamış ve çocuğun babasına dönerek:

-Ali bey haklı. Sen şimdi evine git, çocuğunu okşa, ona biraz nasihat et, terbiye et ki bir daha böyle yapmasın, Ali beyi rahatsız etmesin, demiş.

Hazır Cevaplar

Akıl mı Kuvvet mi?

İmamı Azam Hazretleri, bir gün daracık bir yolda üzerine doğru gelmekte olan bir hayvanla karşılaşır, kendisi bir kenara çekilerek hayvana yol verir. Yanındakiler niçin böyle yaptığını sorarlar. İmamı Azam:

-Onun boynuzları var, benimse aklım, buyurur.

İlim mi Hayırlı Mal mı?

Abdülvehhab ibnu Muhammed'e sorarlar:

-İlim mi hayırlıdır, mal mı? Şöyle cevap verir:

-İlim maldan daha hayırlıdır. Çünkü malı sen korursun, ilim ise seni korur. Mal sarf etmekle azalır, ilim ise sarf etmekle çoğalır.