Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

İnsanın hayatına yön veren en önemli etken onun inancıdır. İnsan neye inanırsa hayatına da ona göre yön verir. Kendisine ona göre bir hayat çizgisi belirler. Bu yüzden İslam'da da her şeyin temelini inanç yani iman oluşturmaktadır.

İnsanın kendisi için belirlediği hayat biçiminde ve çizgisinde sarsıntıya uğramaması için inancının sağlam olması gerekir. Bunun için de insanın inandığı şeylere kalben ikna olması, inandıklarının doğru olduğu konusunda tatmin olması gerekir. Yani inandıklarının doğruluğu konusunda herhangi bir şüphesinin olmaması gerekir. Bunun için inancı sağlam temellere oturtmak gerekmektedir.

Ancak: "Ben inancımı sağlam temellere oturtacağım" derken kolaycılığa kaçmaktan da son derece sakınmak gerekir. Varlıklar aleminin sadece görünenlerden, hissedilenlerden ibaret olduğu, bunların dışında kalanların ise varlıklarının belgelenemeyeceği iddiasından yola çıkarak yaratıcıyı inkâr etmek kolaycılıktır. Günümüzde birçokları bu kolaycılığı seçerek doğrulara ulaşma zahmetine katlanmak istemiyorlar. Bu kolaycılığın aynı zamanda kendilerine dünyada, keyfine göre yaşama imkanı verdiğini düşünüyorlar. Bu yüzden de dine inanmak yerine dinin kurallarından uzak, serbest bir hayat yaşamanın daha yerinde olduğunu düşünüyorlar.

Oysa kolaycılık akla uygun bir seçim değildir. Çünkü bir şeyin varlığını inkâr etmek onu ortadan kaldırmaz. Örneğin bir kimse gözlerini kapatıp: "Güneş yoktur" dese güneş yok olmaz. Bu açıdan iyi düşünmek, doğrulara ulaşmak ve böylece insanın yaratılış amacına uygun bir hayat biçimine ulaşmak gerekir.

Ben ortaokulda öğrenciyken çevremdekilerin çoğu inkârcılığı yani kolaycılığı seçiyorlardı. Sadece kendileri bu yolu seçmekle yetinmiyor aynı zamanda bizi de etkileyerek kendileri gibi düşünmeye yöneltmek istiyorlardı. Bu amaçla varlıklar aleminin kendiliğinden oluştuğunu, ölümden sonra dirilişin olamayacağını ileri sürüyorlardı. Onların kesintisiz çabaları bizi de bu konular üzerinde derin derin düşünmeye yöneltmişti. Ancak o zaman ben şunları düşündüm: Çevreme baktığımda her şeyin belli bir düzen üzere olduğunu görüyorum. Öyle ki organlarım öylesine mükemmel tasarlanmış ki hiçbir organımı bir başka yerde düşünemiyorum. Herhangi bir organım bir milimetre sağa veya sola kayacak olsa hemen sakat olur. Peki bu düzenin kendiliğinden oluşması mümkün müdür? Güneşle dünya arasındaki uzaklık öylesine ayarlanmış ki dünya güneşe biraz daha yakın olsaydı yanacak, biraz daha uzak olsaydı donacaktı. Peki milyonlarca kilometrelik bu uzaklığı böylesine mükemmel bir şekilde ayarlayan bir güç yok mudur? Bu sadece iki örnek. Varlıklar aleminde neye baksak aynı mükemmel düzeni görüyoruz. İşte bu düzen üzerinde düşünmem beni Allah inancına götürdü.

Sonra ahiret konusu üzerinde düşünmeye başladım. Bu konu üzerinde neler düşündüğümü ise gelecek hafta anlatacağım, inşallah.

Dinimizi Öğrenelim

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Sizlere bu bölümde Yüce İslam dinini, temel kurallarından başlayarak öğretmeye çalışacağız.

Haftanın Sohbeti'nde de dile getirdiğimiz üzere hayata yön veren en önemli etken inanç, İslam'da da her şeyin temeli imandır. İman olmadıktan sonra yapılacak ibadetlerin bir geçerliliği olamaz. İman etmeyen bir kimse kendini iman etmiş gibi gösterse de o gerçekte iman etmiş sayılamaz. Buradan şunu anlıyoruz ki: İmanın en önce insanın kalbine yerleşmesi gerekir. Çünkü iman kalple ilgilidir.

Bir kimsenin imanının geçerli olabilmesi için doğru ve dinin belirlediği şekilde olması gerekir. Biz de bu bölümde sizlere önce iman gerçeğinden başlayarak imanla ilgili konuları anlatmaya çalışacağız. İmanla ilgili kavramları sizlere anlatacak, İslam'a göre imanın temel ölçülerini açıklayacağız. Ardından da ibadet ve ahlak konularına geçeceğiz.

İman Nedir?

İman bir şeye kesin olarak inanmak, onu yürekten doğrulamak, doğruluğundan şüphe etmemektir.

Bu tanıma göre imanın en önce kalbe yerleşmesi gerekir.

İmanın bir de İslam kavram bilimine göre tanımı bulunmaktadır. İslam'a göre ise iman: Allah'ın Peygamberimiz Hz. Muhammed'e bildirdiği onun da tüm insanlara bildirdiği dine tümüyle ve hiçbir tereddüt etmeden inanmaktır.

İmanın İki Türü

İslam'da iman ikiye ayrılmaktadır:

1) İcmali iman: Bu inanılması gerekenlerin tümüne birden ve topluca inanmaktır.

2) Tafsili iman: İnanılması gerekenlere ayrıntılı olarak inanmaktır.

Örneğin Kur'an-ı Kerim'in Allah tarafından bildirilmiş bir kitap olduğuna ve tümünün doğru olduğuna inanmak icmali imandır. Ancak ondaki herhangi bir ayetin içerdiği bilgileri doğrulayarak onlara inandığını söylemek tafsili imandır. Buradan anlıyoruz ki icmali iman ile tafsili iman birbirine aykırı değildir.

İman Şüphe Kabul Etmez

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere iman kesin bir inancı gerektirir. Bu yüzden imanın her türlü şüpheden uzak olması gerekir. Şüphe, insanın: "Ben bunların doğru olduğunu sanıyorum ama acaba gerçekten doğru mudur?" gibi kendine soru sormasıdır. Bu açıdan insanın sağlıklı bir imana ulaşabilmesi için bu gibi soruları mutlaka cevaplandırması ve kesin inançla inanması gerekir.

İslam'da imanın şüpheden arındırılmasına önem verilmesinin büyük hikmeti bulunmaktadır. Çünkü şüpheyle karışık iman en ufak bir sarsıntıda gider. Ama her türlü şüpheden uzak iman kolay kolay yok olmaz. Yoksa imanda şüphenin kabul edilmemesinin amacı imanı kafaya zorla sokmak, adeta enjekte etmek değildir. İslam imanda zorlamaya yer vermez. İman tamamen insanın tercihine bırakılmıştır. Ama bir kimsenin İslam'a iman ettikten sonra artık doğrulara ulaştığına şüphesiz bir şekilde ikna olması ve doğruları başka yerlerde aramaması gerekir.

Bu haftalık bu bilgileri aktarmakla yetinmek istiyoruz. Allah izin verirse önümüzdeki hafta İslam inancının özünü ve özetini oluşturan "şehadet" ve "şehadet kelimesi" üzerinde duracağız.

Bir Peygamber Kıssası

İlk İnsan ve İlk Peygamber Hz. Adem

nsanlığın atası ve aynı zamanda peygamberlerin ilki Hz. Adem (a.s.)'dir. Biz de bu hafta onun hayatıyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de yer alan bilgileri size aktararak bu bilgilerin kısa açıklamalarını yapmaya çalışacağız.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

"Hani Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Melekler de: "Sen orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin! Oysa biz senin yüceliğinden övgü ile söz etmekte (seni hamd ile tesbih etmekte) ve senin bütün eksikliklerden uzak, ulu sıfatların sahibi olduğunu dile getirmekteyiz" demişlerdi. Allah da, "ben sizin bilmediklerinizi bilirim" demişti. Adem'e bütün adları öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek: "Eğer doğru sözlü iseniz şunların adlarını bana bildirin" dedi. Melekler: "Senin şanın pek yücedir. Biz senin bildirdiğinin dışında bir bilgiye sahip değiliz. Şüphesiz sen her şeyi bilen ve hikmet sahibi olansın" dediler. Allah: "Ey Adem! Şunların adlarını onlara bildir" dedi. Adem kendilerine, o varlıkların adlarını bildirince, Allah meleklere: "Ben göklerin ve yerin gizliliklerini bilirim. Sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz her şeyi de bilirim, dememiş miydim!" dedi. Meleklere: "Adem'e secde edin" dediğimiz zaman da hepsi secde ettiler. Ancak İblis secde etmedi. O bundan kaçındı, büyüklendi ve kafirlerden oldu. Ve biz: "Ey Adem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada, istediğiniz yerde yiyeceklerden bolca yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, sonra kendi kendilerine haksızlık edenlerden olursunuz" dedik. Ancak şeytan her ikisinin de ayağını oradan kaydırdı ve kendilerini içinde bulundukları yerden çıkarttı. Biz de: "Birbirlerinize düşman olarak oradan inin. Yeryüzünde sizin için bir yerleşme yeri ve belli süreye kadar geçiminizi sağlayacak varlık verilecektir" dedik. Adem daha sonra Rabbinden bazı sözler öğrendi (ve onlarla Rabbine tevbe etti), Rabbi de onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri daima kabul edendir ve çok rahmet sahibidir. Biz onlara şöyle dedik: "Hepiniz oradan inin. Benden size bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayet yoluma girerse onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. Ama inkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateşe atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır."

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

İşaret Koydun mu?

aradenizli iki arkadaş tatilde balık avlamak için bir sandal kiralayarak denize açılmışlardı. Bir süre sonra bir yerde durdular ve oltalarını denize bıraktılar. Kısa süre içinde sandalları balıkla doldu. Bu durum iki arkadaşın çok hoşuna gitti. Balığın çok bol olduğu bir yer bulduklarını anlamışlardı. Arkadaşlardan biri diğerine:

-Ula Temel ha puraya bir işaret koy da yarın yine aynı yeri pulmamuz kolay olsun, dedi.

Bir süre sonra sahile döndüler. Karaya çıkarlarken arkadaşı Temel'e tekrar hatırlattı:

-Temel nişan koymayu unatmadun değil mi? Temel:

-Unutmadum tabiiçi

-Peçi ne işareti koydun?

-Sandalun ucuna tepeşirle bir çarpi işareti koydum. Arkadaşı Temel'in bu cevabına çok sinirlendi:

-Ula hiç öyle şey olur mu? Tekrar aynı sandali kiraliyacağumuzu nereden pileysun?

Hiç Vermedim ki

Bir boşanma davasında adam karısından şikayet ediyordu. Hakim sordu:

-Hanımından niçin boşanmak istiyorsun?

-Çok para istiyor hakim bey. Her gün benden en aşağı bir milyon lira istiyor. Hakim şaşırdı:

-Peki her gün nereye sarf ediyor bu kadar parayı?

-Ne bileyim hakim bey, bugüne kadar hiç vermedim ki...

Danalar Devam Etsin

Bir gün bir davette bir hocayla makamı yüksek biri aynı masada oturuyorlarmış. Davetliler aralarında konuşurken, makamı yüksek adam da hocayı küçük düşürmek için, şöyle bir fıkra anlatmış:

-Bir gün danalar bir bostanın içine girmişler. Bir hoca da o sırada bostandaymış, bostan sahibi danaları kovmaya çalışan çocuklarına "danayı bırakın hocayı çıkarın" diye bağırmış. Tabii hoca bu sözlere çok kızmış ama ses çıkarmamış sabretmiş.

Biraz sonra yemekler getirilmiş, masalar donatılmış ve hep beraber yemek yemeye başlamışlar. Hoca az miktar yedikten sonra çekilmiş. Makamı yüksek bey hocanın çekildiğini görünce:

-Hocam niye çekildin, devam etsene, bizi yalnız bırakma, demiş. Hoca bunun üzerine hemen cevabı yapıştırmış:

-Hoca çekildi, danalar devam etsin.

Neresi Orası

Telefon çalmış. Bekçi açınca telefonun öbür ucundaki ses sormuş:

-Ahmet bey orada mı? Bekçi:

-Hayır efendim yok.

-Ne zaman gelir?

-Bilemeyeceğim.

-Peki gelirse orada ne kadar kalır?

-Kıyamete kadar efendim.

-Anlamadım, neresi orası?

-Belediye mezarlığı efendim.

Bilmeceler

  • İngiliz ordusunda en büyük ayakkabıları kim giyer? (En büyük ayaklı asker)
  • Ayakkabı zammından en çok kim etkilenir? (Kırkayak)
  • Hangi tarlada ürün yetişmez? (Mayın tarlasında)
  • Hangi bebek süt içmez? (Gözbebeği)
  • Kırılınca tamir edilmeyen şey nedir? (Kalp)
  • Bülbülü kafese koymuşlar ne demiş?(Cik cik demiş)
  • Doğrulardan Seçmeler

    Kocamış Aslan

    rmanlara korku salan
    Şahların şahı aslan,
    Kocamış yatalak olmuş,
    İninde içini çeker dururmuş,
    "Hey gidi hey" diye
    Dünkü uşakları başlamış,
    Onun güçsüzlüğüyle güçlenmeye;
    Önünde titreyenler üstüne yürümüş;
    At gelmiş çifte atmış böğrüne,
    Kurt gelmiş sırtını ısırmış,
    Öküz gelmiş, boynuz vurmuş.
    Aslan zavallı, bitkin, mahzun, perişan,
    Kükremeye mecali yok ihtiyarlıktan,
    Ah vah etmiyor boş yere,
    Ört ki ölem diyor biçare.
    Tam kendini bırakmış, ölecek
    Bir de ne görsün? Eşek!...
    O da gelip tekme atacak aslana;
    -Yoo, demiş kalkmış ayağa,
    Ölmeye razı olduk, yeter,
    Senden tekme yemek ölümden beter.

    La Fontaine

    Güzel Sözler

  • "İnsanlarla dost ol; çünkü kervan ne kadar kalabalık ve halkı ne kadar çok olursa yol kesenlerin beli o kadar kırılır." (Mevlana)
  • "Haklıysan korkma, Hakk seni korur" (Hz. Ali)
  • "Hak haktır, kimde olsa kendini gösterir." (Goethe)
  • "Herkes yanlış yapar ancak ahmaklar yanlışlarında direnirler." (Cicero)
  • Bilgisiz insan dik duramayan boş çuvaldan farksızdır
  • Bilgisizlik 'Savaş davulu' gibidir. Sesi çok çıkar ama içi boştur. (Sadi)
  • Bilgili insan güneşe benzer, girdiği yeri aydınlatır. (Zübeyr Gündüzalp)
  • Okumayı hiç bir hazineye değişmem. (E. Giban)
  • Okuduğumuz kitap, bir yumruk gibi bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar. (Franz Kafka)
  • Ümitle açılıp, kazançla kapanan kitap, iyi bir kitaptır. (Accott)
  • Gençliğin ruhunu, işlenmeyen bir tarla gibi kendi haline bırakırsanız, orada ısırganlar ve dikenli otlar biter.
  • Arkadaş seçiminde dikkatli olup, arkadaşlıklarımızı ilerleterek kardeş olmak için çalışmalıyız. Arkadaşlığı herkes kurabilir ama kardeşliği sadece Müslümanlar gerçekleştirirler.
  • "Felaketin iyi bir tarafı varsa o da bize, gerçek dostlarımızın kim olduğunu öğretmesidir." (Balzac)
  • "Okumak gıdadır. Okuyan insan, bilen insandır." (V. Hugo)
  • "Korku köleliktir." (Eflatun)
  • "Bugün yapılması gerekeni yarına bırakan, her vakit yıkımlarla karşılaşır." (Hesiodos)